BİR PROTESTAN DAVET YA DA KARLOS İLE YARIM GÜN
İlahiyat Fakultesini bitirip öğretmen olarak İstanbul'a tayin olduktan sonra da, misyonerlerle irtibatım devam etti.
Beni bir sempatizan sandıkları için, yurt içi ve yurt dışından yoğun mektup ve yayınlarına muhatap oldum. En çok ilgimi çeken mektupta şöyle denmekteydi:
"Değerli Hakkı Bayraktar;
Gönderdiğiniz cevaplarda, konuları güzel kavradığınız anlaşılıyor. Bu yüzden size, müsait bir yerde ve zamanda görüşmemizi teklif etmeyi faydalı gördüm.
Sizin de uygun göreceğinizi düşünerek, görüşmemizi kolaylaştırmak amacıyla, aşağıda ismimi ve telefonumu yazıyorum. Bu şekilde yer ve zamanı tesbit edebiliriz.
Sevgilerimi sunarım."
(K.K.A.M. / Kutsal Kitap Araştırma Merkezi adına Karlos / Tel.: 0 212 258 32 10 - 252 55 71) "
Mektup elime geçince hemen Karlos 'u telefonla aradım. Cumartesi günü saat 13:00'de Taksimdeki The Marmara Otelinin önünde buluşmayı kararlaştırdık. Onu, kareli ceketi ve elindeki siyah çantası ile tanıyacaktım...
23 Ekim 1993 günü kararlaştırdığımız yer ve saatte Karlos Madrigel ile buluştuk ve tanıştık. İspanyol asıllı bir Protestan misyoner. Reklam işleriyle uğraşıyor. Türkçeyi kusursuz ve etkili konuşuyor. Taksim Meydanına yakın bir çay bahçesinde yaklaşık üç saat konuşup tartıştık. Tabii ki, Hıristiyanlık ve Kitab-ı Mukaddes üzerine konuştuk. Bugünkü İnciller ve Tevrat'taki çelişkili hususları gündeme getirdiğimde, hiçbirine inandırıcı cevap veremedi. Tevrat'taki "tanrının yedinci günde istirahat etmesi" ni, "yarattıktan sonra bir miktar ara vermesi" şeklinde zoraki bir yoruma tabi tuttu. Ama, "istirahat" sıfatı Tanrı için asla kullanılamazdı...
Teslis'i izah için de, şu münasebetsiz örnekleri verdi:
1- Enerji= Güç(Baba)> Işık(Oğul)> Isı(Ruhu'l-Kuds)
2 - Karakter= Düşünce(Baba)> Söz(Oğul)> İcra(R. Kuds)
3 - Karlos= Baba> Çocuk> Eş (Yani Karlos; hem bir baba, hem bir eş, hem de bir çocuktur.)
Bu örneklerden hiçbirisi, teslisin doğruluğunu ispatlayacak örnekler olamazdı. Çünkü her üç örnekte anlatılanlanlar; aynı varlığın, o varlıktan asla ayrı olmayan sıfatlarıydı. Teslis inancındaki Baba-Oğul-Kutsal Ruh ise; herbiri ayrı şahsiyetler halinde belirmiş unsurlardı. Yani Oğul ve R. Kuds; Babanın bir sıfatı değil, kendi başına birer tanrıydı...
Çay bahçesindeki sohbetimiz uzayınca Karlos , bir toplantıya yetişmesi gerektiğini söyledi. Beraberce bir taksiye atlayarak Beşiktaş-Yıldız Yokuşundaki bir apartmanın önünde indik. Asansöre binerek bir daireye çıktık. Burası, Protestan Gençler Birliği' nin merkeziydi.
Bay ve bayan 15-20 Protestan burada seminerlerle eğitiliyordu. İnciller 'den bölümler okunup kendilerince açıklanıyor; açıklamalar, bir pano üzerinde yazılı olarak gösteriliyordu. Gitar eşliğinde topluca ilahiler söyleniyor ve dualar yapılıyordu.
Yapılan bu eğitim faaliyetini, arka sıralardan bir yere oturarak takip ettikten sonra, kütüphaneden (piyasada rastlamadığım ve dikkatimi çeken) bazı demirbaş kitapları (önce vermek istemeseler de ısrar ederek) satın aldım ve vedalaşarak oradan ayrıldım.
***
Misyonerlerle yaşadığım bütün bu hadiseler karşısında, " Allah katında yegane din olan İslam "a bağlılığım kuvvetlenirken çoğu zaman da hayıflandım durdum: Onlar, muharref ve batıl dinlerini yaymak uğruna bu kadar organizeli bir gayret gösterirken bizler; hak dinimizi gerektiği şekilde insanlığa neden anlatamıyoruz?!.
İnsanlığın, İslam'a teslimiyetten gayrı kurtuluş yolu olmadığının şuurunda olan Müslümanlar olarak; görev ve sorumluluğumuzun ne kadar ağır olduğunun da farkında olmalı değil miyiz?..
Misyonerlerle mücadele ederken, Kur'an'ın şu tavsiyeleri daima ışığımız olmalıdır:
“ İçlerinden zulmedenleri hariç, Kitap Ehliyle(Yahudi ve Hıristiyanlarla) ancak en güzel tarzda mücadele edin ve deyin ki; ‘Bize indirilene de, size indirilene de inandık. Tanrımız ve tanrınız birdir ve biz O'na teslim olanlarız. ” (el-Ankebut, 46)