BİR ÇEVİRİ ALDATMACASİ DAHA!..
Yine, İngiltere'de bulunan ve duyarlı bir araştırmacı olan M. Yılmaz (*) ; e-postama, ilginç tesbitlerini içeren aşağıdaki dosyayı göndermiştir:
(*): Bendenize gönderdiği özel e-posta mesajı: "Hocam, ben 1980 öncesine kadar materyalist diyalektiği elinden düşürmeyen, konum itibariylede aşırı solda birisiydim. Bulunduğum konumdan dolayı 1980'de memleketi terk zorunda kaldım. 14 sene sonra memlekete geldiğimde ise herşeyin değişik, saplantı derecesinde dine yaklaştığını görmek -inanın- beni rüyalarıma girebilecek kadar etkiledi. Çünkü dinleri hiç sevmez insan icadı olduğuna inanırdım.
Aldığım karar; din konusu üzerinde geniş bir araştırma yapıp dinlerin birer hurafe olduğunu isbatlamakdı. Bu çalışmalara Tevrat, Zebur ve İncil'le başladım. Bulunduğum ülkede(İngiltere'de) konuyu kapsamlı tartışacak papazlarla fikir alışverişinin sonunda, bu kitabı(Kitab-ı Mukaddes'i) savunamadıklarını gördüm.
Eh sıra Kuran'a gelmişti!..Artık onun da bir insan yapımı olduğunu isbatlayabilirdim!..Bizde bir laf vardır; "Yiğidi öldür, hakkını yeme," derler. Belki de Türk olarak DNA'larımız böylesi bir adalet üzerine kurulmuştur; kim bilir?!. Kısaca, ne kadar dirensem de; Kuran, bana Allah tarafından gönderildiğini isbat etti. Şimdilerde ise; daha anladığım anlamda Müslüman olamamış, fakat olmaya çalışan biriyim...
Allah'ın, herkesin kalbini gerçeklere açmadığını da bilmekteyiz. Bana böylesi bir lutufda bulunduğu için Yaratan'a şükr etmekteyim." (30.01.2005 / M. Yılmaz / İngiltere)
[Türkçe Çeviride, Değiştirilen İncil'e göre Hz.İsa'nın mesajı:
"Herkesten, hatta kendinizden nefret edin!..."
Sormak istiyorum: Türkçeye yapılan çevirilerde, Kutsal Kitap'ta neden değişiklikler yapılmıştır? Bu değişiklikler, bize İncil'in değiştirildiğini ispat etmez mi?..
Hıristiyan kardeşlerimiz(!) yine din adına, iyilik adına değişmemiş/değişmez dedikleri Kutsal Kitaplarının gerekli gördükleri yerlerine düzeltmeler yapmaktalar. İncil'in en fazla yayınlandığı lisan İngilizcedir. Orada bile, o kitabı yazanların içinde insanlıktan birşeyler kaldığını görmekteyiz. Onlar, cümle ne ise öyle yazmışlar. Batıdaki insanların gerçeği öğrenme hakları varken neden bu, Türk milletinden esirgenmektedir?..
Şimdi size, Hıristiyanlık üzerinde yıllardır oynanan oyundan ufak bir parça sunacağım. Kutsal Kitap çevirilerini, internette "www.isamesih.org" adı altında faliyet gösteren bir siteden almaktayım. Onların çevirisi ile benim çevirimi ve aralarındaki gerçek anlam farkını görebilirsiniz. Ayrıca meseleyi İngilizce İncil'den görmek isteyenler, içinde yirmiden fazla İngilizce çeviri bulunan "http://www.searchgodsword.org/par/" sitesinden bakabilirler ve kendi tercümelerini yapabilirler. Birinci bakmamız gereken Hz.İsa'nın bize vermeye çalıştığı bir mesajdır ki; orada gerçek anlamda herkesten nefret etmemizi istemektedir. Neden bu mesajı aşağıdaki çeviri ile katletmişlerdir:
Luka, 14/25,26 : "Kalabalık halk toplulukları, İsa ile birlikte yol alıyordu. İsa dönüp onlara şöyle dedi: 'Biri bana gelip de babasını, annesini, karısını, çocuklarını, kardeşlerini, hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa benim öğrencim olamaz.'"
Luke, 14/26 : “İf any one comes to me and does not hate his own father and mother and wife and children and brothers and sisters, yes, and even his own life, he cannot be my disciple.”
Luka;14/26 : 'Şayet bana gelen biri babasından, anasından ve karısından ve çocuğundan ve erkek kardeşinden ve kız kardeşinden; evet, hatta kendi hayatından nefret etmiyorsa, benim öğrencim olamaz.' (Bizim tercümemiz)
( Hate : Nefret etmek, bir kimseye düşman olmak, nefret duymak, nefret, kin, düşmanlık./ Redhouse Sözlüğü )
Yaptıkları tercüme :
Luka,14/25,26 : “...hatta kendi canını bile gözden çıkarmazsa, benim öğrencim olamaz.”
Olması gereken çeviri :
Luka, 14/26 : “...hatta kendi hayatından nefret etmiyorsa, benim öğrencim olamaz.”
Gerçek çeviriye göre; Hz.İsa, bizden, herkesten nefret etmemizi istemekte. Buna kendimiz de dahiliz. ' G özden çıkarmamız gerekmekte' gibi bir çeviri ile, olaya romantik bir atmosfer vermeye çalışmışlardır. Bu bir basım hatası değildir; bu, Hıristiyanlığı elinde bulunduran zümrenin her ne pahasına olursa olsun iktidarda kalma mücadelesidir.
Ayrıca, Kutsal Kitab'a göre; Hz.İsa hiçbir zaman annesine saygılı olarak hitap etmemişken (“Ey kadın!” şeklinde hitap ederken) neden; Türkçe çevirilerde Hz.İsa'nın bu sözlerinin; değiştirilip, yumuşatılıp kısaca, nazikleştirilerek çevrilme ihtiyacı duyulmuştur?..Hz.İsa'nın, annesine karşı, 'anne/ana' kelimesinin geçmiş olduğunu ispatlayacak hangi İngilizce İncil'i örnek verebileceklerini sorabilir miyiz?..
Yuhanna, 2/4 : "İsa, 'Anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi' dedi," şeklinde Türkçe İncillerde belirtilmiştir. Halbuki; - nedendir bilinmez - Kutsal Kitab'a göre; Hz.İsa, annesine anne/ana diye hiç hitap etmemiştir. İngilizcesinde, bunun böyle olmadığını görmekteyiz. Herhalde Hıristiyanlar da, bundan rahatsız olmuş olacaklar ki; -söylememiş olduğu halde- Hz.İsa'yı, anasına 'anne!' diye hitap ettirme ihtiyacı duymuşlar. Meseleyi, İngilizce orijinalinden araştırmaya çalışalım. Önce 'anne'nin, İngilizce karşılığına bakalım; sonra siz de İngilizcesinin içinde o kelimeyi bulmaya çalışın:
( mother : anne, ana, valide, analık, baş rahibeye verilen unvan./ Woman : kadın, kadın cinsi, kadınlık, metres, karı/ Redhouse Sözlüğü: 'mother '.)
Yuhanna, 2/4 : "İsa; 'anne, benden ne istiyorsun? Benim saatim daha gelmedi,' dedi."
John, 2/4 : "And Jesus said to her, 'O woman, what have you to do with me?'"
[ John (Yuhanna), 2/4 : "Ve Jesus(Hz.İsa) söyledi ona; 'Ey kadın! Benimle ne işin var?" (Bizim tercümemiz) ]
Hıristiyanlar, İncil tercümelerini, İngilizcesinde olmayan bir vaziyette nazikleştirmişler. Fakat, Kutsal Kitab'a göre; Hz.İsa'nın annesine her konuşması, - edense- azarlama tonunda olmuştur:
Yuhanna, 19/26 : "İsa, annesiyle, sevdiği ögrencisinin yakınında durduğunu görünce annesine; 'Anne; işte oğlun!' dedi."
J ohn, 19/26 : "When Jesus saw his mother, and the disciple whom he loved standing near, he said to his mother, 'Woman, behold, your son!'
[ John, 19/26 : "Jesus(İsa) annesini gördügü zaman ve sevdiği talebesi yakında ayaktaydı; annesine söyledi; 'Kadın, oğluna bak!'" (Bizim tercümemiz) ]
Hz.İsa ile annesi arasında bir konuşma da, Kutsal Kitap'a göre; Hz.İsa'nın çoculuğunda geçer. Hz.İsa'nın, bir kasaba dönüşünde ortadan kaybolduğunu gören ailesi, onu arar ve bir ibadethanede bulur. Annesi, ona nereye kaybolduğunu sorar. Verdigi cevap, -tercümelerine muhalefet etmeden- aşağıdadır. Orada da, anasına yine 'anne' diye hitap etmediğini görmekteyiz:
Luka, 2/49 : "O da onlara; 'Beni niçin arayıp durdunuz?' dedi. 'Babamın evinde bulunmam gerektiğini bilmiyor muydunuz?'"
Bizlerin, yukarıda çizilen Hz.İsa portresine inanma imkanımız yoktur. Hz.İsa gibi bir peygamberin, annesine böyle hitap edeceğini asla düşünemiyoruz. Hıristiyanlar da kabul edemediklerinden olacak ki; değişmedi dedikleri kitaplarını değiştirme gereği duymuşlardır...
Korkan ve isteksiz kurban: İsa
Hani bizim için kendini seve seve feda etmişti. Fakat İncil bize bunun böyle olmadığını söylemekte. İncil'den; İsa'nın çarmıha gerilmesi yaklaştığında korkudan, terinin kana dönüştüğünü okumaktayiz. Zamanımızda yapılan araştırmalarda; bazı insanların şiddetli bir korku anında kanlı bir ter nöbetine girdiğinin gözlemlendiği ortaya konmuştur.
Böyle bir durumu, İsa'da görmemiz; O'nun bu vaka karşısında çok korktuğunu (korkaklığını) ve isteksiz olduğunu gösterir. Yani, isteksiz bir kurban olduğu anlaşılmaktadır.
Herhalde ortaya çıkan bu durum, Hıristiyanları çok utandırmış olacak ki; bazı İncil'lerden bu kısmı çıkarma ihtiyacı duymuşlardır. Aşağıda vermiş olduğum web sayfasına bakarsanız; Luka, 22/43 ve Luka, 22/44'ün alındığı yani 42'den 45'e atlandığı görülecektir: http://www.hti. umich. edu/ cgi/r/rsv/rsv-idx?type=DİV1&byte=4782437 (Bible: Revised Standard Version)
Fakat; yine aynı İncil'in 1946 yılında yazılan ve günümüze gelen kitap basımında bu kısmın atlanmadığını görmekteyiz.
Tabi bunlar yapılırken bize, İncil'in değiştirilmediğinden bahsetmekteler. Bunun nasıl bir mantık olduğunu bize anlatabilirler mi?..Türkçeye çevirisinde bile bunun aynen bırakıldığını görebilmekteyiz. (bkz: www.isamesih.org / Luka, 22/ 44: "Derin bir acı içinde olan İsa, daha hararetle dua etti. Teri, toprağa düşen kan damlalarına benziyordu."
***
Kadınlar üzerinde oynanan oyuna gelince; bunu, yine Türkçe çeviride rahatça görmekteyiz:
Korintoslulara 1. Mektup, 14/33,34 : "Çünkü Tanrı, karışıklık değil, esenlik Tanrısıdır. Kadınlar, kutsalların bütün topluluklarında olduğu gibi, toplantılarınızda sessiz kalsın. Konuşmalarına izin yoktur. Kutsal Yasa'nın da belirttiği gibi, uysal (tâbi) olsunlar."
Yukarıdaki tercüme www.ısamesih.org'den alınmıştır. Bu önemli kısmın atlanması ve kadınlara kilisede konuşma yasağının 'topluluklar' olarak değiştirilmesi yine İncil'in değiştiğini bize ispatlamaz mı? Türkçemiz, fakir bir lisan değildir, konuşmacımız, yine bu bölümün İngilizcesini referans alarak ve "but should be subordinate," cümlesine bir Türkçe karşılık vererek doğru bir tercüme yapabilirler mi? Bunun Türkçe tercümesi yapılabiliyorsa, neden yapılmamıştır? Kadınların gururunu incitmemek veya onların tepkisini almamak düşünülmüşse, yine bu bize İncil'in değiştirilmekte olduğunu ispatlamaz mı?
1Corinthians;14/34 : "As in all the churches of the saints, the women should keep silence in the churches. For they are not permitted to speak, but should be subordinate, as even the law says."
[ subordinate : aşağı, alt, küçük, ikincil/( Redhouse Sözlüğü ) Subordinate : ikinci dereceye koymak, birinin emri altına koymak, tabi kılmak.]
Korintoslulara 1. Mektup, 14/34 : "Bütün azizlerin kiliselerinde, kiliselerde kadın, sessizliğini korumalıdır. Konuşmalarına müsaade verilmemiştir; fakat emir altına alınmalılar; kanunda öyle söylüyor." (Bizim tercümemiz)
n Kimler, Rab'bin topluluğuna girebilir?
Deuteronomy, 23/2 : "Hiç bir piç, Rabb'in topluluğuna girmeyecek. Hatta soyundan onuncu kuşağa dek olanlar bile Rabb'in topluluğuna girmeyecek.” (Bizim tercümemiz )
Deuteronomy, 23/2 : "No bastard shall enter the assembly of the Lord; even to the tenth generation none of his descendants shall enter the assembly of the Lord."
( Yas., 23/2 : "Yasa dışı doğan biri Rabb'in topluluğuna girmeyecek. Soyundan gelenler de, onuncu kuşağa dek Rabb'in topluluğuna girmeyecektir." ) (bak.: www.kitabimukaddes.com, 'Yasanın Tekrarı' bölümü)
( bastard : piç, nikahsız doğan çocuk./ Redhouse Sözlügü. )
Yine burada Kutsal Kitap'ta ufacık bir tahrip görmekteyiz. ' bastard ' İngilizce'de karıştırılmayacak bir kelimedir. Yani, ' piç ' anlamına gelmektedir.
Şimdi Hıristiyanlar, insafa gelip Tanrı'nın kurallarına uymaları gerekmektedir. 'Piç (veya yasa dışı) doğan biri, Tanrı'nın topluluğuna giremez' denmişse, buna uymaları gerekmektedir. Kiliseye/havraya veya dini toplantılara çağıracakları kişilere bence ilk sormaları gereken soru; "Sen yasadışı mı doğdun; yoksa yasal mısın? / Piç misin, değil misin?" olmalı. Hatta; "bunu bize, on nesil geriye ispat etmen lazım" diye de belge istemeleri gerekmektedir. Madem inandıkları Rableri, bunu onlardan istemekte; biz anlayışla karşılarız...Yeter ki; şu Kutsal Kitaplarını tahrip etme alışkanlıklarından vazgeçsinler...
Gayri meşru(piç) doğan bir çocuğun ve soyundan gelenlerin suçu nedir ki, Rab onları topluluğuna kabul etmiyor? Kendi iradesi dışında gelişen bir durumdan dolayı Rabbin, kullarını cezalandırması, bir adaletsizlik olmaz mı?.. (13.06. 2002 / İngiltere'den M. YİLMAZ ) ]