İSA(a.s.) YAŞIYOR ve YERYÜZÜNE TEKRAR İNECEK...
Hz.İsa'nın yeniden dünyaya gelmesi ve Mehdi'nin zuhuru, son günlerde yeniden tartışma konusu olmuş ve halkın kafası iyice karıştırılmıştır. Kimi Müslüman ilahiyatçılar dahi -Hıristiyanlar ve Yahudiler de aynı beklenti içinde oldukları için- kesinlikle reddetme yolunu seçmişlerdir. Bu hususlarda muteber hadis kitaplarındaki onlarca hadise uydurma nazarıyla bakılmış ve reddedilmiştir. Bu konuya farklı açılardan yaklaşıp yeni akademik yorumlar getirenlere saygı duyulsa da; İslami ilimlerde otorite sahibi geçmiş alimlerim görüşlerini peşinen reddetmenin doğru olmadığı kanaatindeyim..(H.B.)
***
Bazı ayetlerde, İsa(a.s.)'ın ölmediği ve tekrar dünyaya döneceğine dair işaretler olduğu anlaşılmaktadır:
“ Allah şunu da demişti: "Ey İsa! Doğrusu, seni Ben vefat ettireceğim(müteveffîke) , seni kendime yükselteceğim; seni, inkâr edenlerden uzaklaştırıp arındıracağım. Ve sana uyanları, inkâr edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım. Sonra bana olacak dönüşünüz; tartışıp durduğunuz şeyler hakkında aranızda ben hüküm vereceğim .” (Âl-i İmran, 55)
Ayette geçen “müteveffîke” kelimesi, “teveffâ” kelimesinden gelir ki, anlamı; “ölüm” değil, “canın alınması” dır. İnsanın canının alınması, her zaman ‘ölüm' anlamına gelmez. Mesela; başka bir ayette aynı kelime, insanın uykudaki halinden bahseder:
“O, odur ki, geceleyin sizi vefat ettirir(teveffekûn) . Gün boyunca neler yapıp neler kazandığınızı bilir. Sonra, belirlenmiş süre işletilip tamamlansın diye, gün içinde sizi diriltir. Nihayet O'nadır dönüşünüz. Sonra, yapıp ettiklerinizi size haber verecektir.” (el-En'am, 60)
Bir önceki âyette geçen; “ sana uyanları, inkâr edenlerin, kıyamete kadar üstünde tutacağım,” ifadesi; İsa(a.s.)'nın kıyametten önce tekrar zuhur edeceğine işarettir.
" Andolsun, Kitab Ehlinden hiç kimse yoktur ki, ölümünden önce O'na(İsa'ya) inanacak olmasın. Kıyamet günü de O(İsa), onların(inanmayanların) aleyhine şahit olacaktır ." (en-Nisa, 159)
Kitap Ehlinden herkesin, ‘ölümünden önce' Hz.İsa'ya inanması için O'nun yaşıyor olması ve ölümünden önce ikinci kez dünyaya gelmesi gerekir. Çünkü İsa(a.s.)'dan bugüne kadar böyle bir duruma şahit olunmamıştır.
" Şüphesiz O, kıyamet saati için bir ilim(işaret)tir. Öyleyse, ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın ve Bana uyun. Dosdoğru yol budur. " (Zuhruf S., 61)
Ayetteki ‘O' zamirinin Hz.İsa olduğunu, önceki ayetlerden anlamak mümkündür:
“ O, yalnızca bir kuldur; kendisine nimet verdik ve O'nu İsrailoğullarına bir örnek kıldık .” (Zuhruf S., 59)
Birçok müfessir gibi Taberi de, bu ayeti; Hz.İsa'nın kıyametten önce zuhur edeceğine ve kıyamete bir delil olduğuna işaret sayar. (Taberi Tefsiri, c.İİİ, s.2166)
Hani, Allah şöyle demişti: "Ey Meryem'in oğlu İsa! Senin ve annenin üzerindeki nimetimi hatırla. Seni Ruhulkudüs'le(Cebrail ile) desteklemiştim, beşikte ve yetişkin iken (kehlen) insanlarla konuşuyordun. Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiştim. Benim iznimle çamurdan kuş görünümünde bir şey yaratıyor, içine üflüyordun da o benim iznimle kuş oluyordu. Doğuştan körü, abraşı benim iznimle iyileştiriyordun. Benim iznimle ölüleri çıkarıyordun. İsrailoğullarını senden uzak tutmuştum. Hani, sen onlara açık-seçik ayetleri getirdiğinde, küfre sapanları şöyle deyivermişti: ‘Açık bir büyüden başka bir şey değil bu.'" (el-Maide, 110)
“Sana Kitap'ı, hikmeti, Tevrat'ı, İncil'i öğretmiştim,” ifadesindeki ‘Kitap,' -Kur'an'ın birçok ayetinden anlaşıldığı gibi- Kur'an-ı Kerim'dir. (Bk.: el-Bakara, 2 vb.) Hz.İsa'ya öğretilen/öğretilecek olan bu kitap, ancak O'nun, ahirzamanda yeniden dünyaya gelmesinde işine yarayacaktır. Nitekim Peygamber Efendimiz de şöyle buyurmuşlardır:
“(İsa)Kırk yıl Allah'ın Kitabı ve benim sünnetimle hükmeder, vefat eder.” (Kitabü'l-Bürhan Fî-Alâmeti'l-Mehdiyyi'l-Âhirzaman, s.92)
Ayrıca, mezkur ayetteki; “yetişkin iken(kehlen) insanlarla konuşuyordun,” ifadesi ve diğer bir ayetteki; “ Beşikte de, yetişkinliğinde (kehlen) de insanlarla konuşacaktır ve salihlerden olacaktır. ” (Âl-i İmran, 46) ifadesinden de; İsa(a.s.)'ın nüzul edeceği anlaşılıyor. Çünkü ‘kehlen' kelimesi, 30 yaşından sonraki kemal yaşı/yaşlılık dönemi anlamına gelir. Hadislerin ve tarihin kaydına göre; Hz.İsa, 30 yaşın başlarında göğe yükselmiş ve ‘kehlen' dönemini yaşayamamıştır. Öyleyse, bu dönemi yaşamak için yeniden dünyaya dönecektir. (Bkz.: Taberî Tefsiri, c.İİ, s.528; c.İ, s.247)
“ Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Âdem'in durumu gibidir .” (Âl-i İmran, 59)
Bütün müfessirlere göre bu ayet, Hz.Adem ile Hz.İsa'nın babasız dünyaya geldiklerine bir işarettir. Bununla birlikte bu ayet; Adem(a.s.)'ın, Cennet'ten dünyaya indirilişi gibi İsa(a.s.)'ın da dünyaya dönüşüne işaret etmiş olabilir.
“ Selam üzerimedir; doğduğum gün, öleceğim gün ve diri olarak (yeniden) kaldırılacağım gün de .” (Meryem S., 33)
Bu ayette Hz.İsa, öleceği günden bahsetmektedir. O, henüz ölmediğine (Allah katına yükseltildiğine) göre; yeniden yeryüzünde yaşayıp daha sonra vefat edeceği anlaşılmaktadır.
***
Birçok sahih hadiste de, İsa(a.s.)'ın tekrar dünyamızı teşrif edeceği; kırk yıl yeryüzünde kalarak ve Peygamber Efendimizin (Hz.Muhammed'in) bağlısı olarak İslam'ı tebliğ edip dünyayı selamete kavuşturacağı; daha sonra vefat edeceği ve cenaze namazını Müslümanların kılacağı açıkça ifade edilmektedir:
"İsa ölmedi; kıyamet gününden önce size dönecektir." (Süyuti, C. Sağir, 2/225; Alusi, R. Meani, 2/179) / Ayrıca bkz: Buhari; Büyu': 102; Enbiya: 49/ Müslim; İman: 242-243/ Tirmizi; Fiten: 54/İbni Mace; Fiten: 33/ Ahmed b. Hanbel; 2-406,437)
Allahu a'lem (Şüphesiz Allah, en iyisini bilir...)
***
Büyük müfessir Elmalılı H. Yazır , bu hususta şu izahatta bulunuyor:
"Her peygamberin ruhani eceli, ümmetinin ecelidir. Ruhani ecelleri tamam olmuş nice peygamberler vardır ki, Kur'an'da anılmamışlardır. 'Âl-i İmran Sûresi 34.' âyeti gereğince ıstıfa(seçim) silsilesine dahil olan büyük peygamberlerin derece derece ruhani semada bekaları devam etmektedir ki, bunlar Âl-i İbrahim'dir. Âl-i İmran da bundandır. İsa'nın cesedi Allah'a yükselmiştir, fakat ruhu da alınmamıştır; yani ümmetinin eceli gelmemiş, İsrail oğullarının su-i kastı ve hilesiyle Hıristiyanlık yok olmamış, o hile içinde yaşamış ve Musa'nın ruhunun beraberinde yaşamıştır. Bunun için o yok oldu sanılan, İsa'nın bir avuç tâbileri, İsa pek az bir zaman içerisinde bu ruhtan faydalanarak Yahudilerin üstünde bir hayata erişmiş ve nihayet Muhammed aleyhisselamın gönderilmesiyle hepsi Muhammed'e ait ruhun emrine geçmiştir. Bundan sonra İsa da, bütün peygamberlerle beraber, Hz.Muhammed'in emrindedir. Birgün gelecek, Muhammed Ümmeti'nin daraldığı bir devirde Allah'ın bir garib kelimesi olan İsa'nın ruhu ortaya çıkacaktır; Muhammed'e ait ruhun emrinde hizmet edecek, fakat kıyametten önce vefat edecektir. İşte bu halin, yalnız İsa'ya özellikle açıklanması, İsa'nın hüviyetinin soyut bir garib kelime olması, yani ölüleri diriltme gibi en çok inkar edilen bir harika olaya nail olmasındandır. Bu mazhariyet (şeref) peygamberlerin hepsinde ve hele Muhammedî hakikatte de mevcut ise de, o aynı zamanda maruftur, bilinen bir hakikattir. Tamam hakikate uygun olarak harika ile sünneti toplamıştır. İsa, Adem gibi tekamülün başlangıcı olan bir şaz(kural dışı); Muhammed(s.a.v.), tekamülün gayesi olan bir hakikattir. Bunun için Muhammed'e ait ruh, Allah'ın izniyle, ölüleri diriltme mucizesinde İsa'nın ruhunu kullanır. Ölüleri diriltmek, İsa'da soyut bir mucize, Muhammed'de bir kanundur. Muhammed'e ait ruhun seçiminde, İsa'nın ruhunun da birbirini takip etmesi vardır. Her harika, ilk nail oluşa nisbet olunur. Muhammed'e ait olan harika, onunla beraber olan diğer peygamberlerden gelen harika silsilelerine eklenen olgun özelliktedir. ' Allah onlardan bir kısmının derecelerini yükseltmiştir .' (el-Bakara, 253 / Hak Dini Kur'an Dili, c.2, s.373)(Ayrıca; Hz.İsa'nın yeniden zuhuru hakkında B. S. Nursi'nin önemli izahatı için, kitabımızın Ek-2 bölümüne bakınız.)
İsa(a.s.)'ın tekrar gelecek olması -bazılarının iddia ettiği gibi- Hâtemü'l-Enbiya, Resul-i Sekaleyn, Sahibü'l-Mi'rac, cihanşumül/ebedi mu'cize Kur'an'ın mübelliği Hz.Muhammed-Mustafa(s.a.v.)'in büyüklüğüne zerre kadar zarar vermediği gibi, bilakis O'nu yüceltir. Çünkü İsa(a.s.) da nihayet, O Son Peygamber'in ve O'nun getirdiği dinin tebliğcisi olacaktır.
İsa(a.s.)'ın, hurafelerden ve saptırmalardan uzak kalınarak, Kur'an'da ve Hz.Muhammed'in hadislerinde anlatıldığı gerçeğiyle anlaşılması, fıtrat ve tevhid dini İslam'ın anlaşılmasına ve insanlığın gerçek kurtuluşuna vesile olacaktır.
" Ey Ehl-i Kitab(Yahudi ve Hıristiyanlar)! Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi ortak koşmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın ..." (Âl-i İmran S., 64)
BEDİÜZZAMAN'A GÖRE İSA(a.s.)'İN YENİDEN GELİŞİ
Hz.İsa'nın(a.s.) ahirzamanda cism-i beşerisiyle nüzulü ve Şeriat-ı Garra-i Muhammediye(a.s.m.) ile amel etmesi ve Deccal ile harb edip bizzat onu öldürmesi hem Kur'an'la, hem nev' itibariyle manen mütevatir hadislerle ve hem de Ehl-i Sünnet'in muhakkik ulemasının icma'ı ile sabit olduğu gibi, İncil ve İncil'e dayanan kitablarda dahi nüzulü sabittir. Bu sebeble; Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzulunü inkar etmek küfür sayılmıştır. Bahsi geçen ayeti kerimeler şunlardır:
“ Ve innehû le-ilmün li's-sâati felâ-temterunne bihâ...: Şüphesiz ki o (İsa) , kıyametin (ne zaman kopacağının) bilgisidir... ”
Ayetin bir te'vile göre meali: “İsa'nın(a.s.) nüzulüyle kıyametin karib olduğu, yaklaştığı bilinir. Sakın bunda (Hz.İsa'nın nüzulünde) şek ve şübhe etmeyin.” (Beyzavi-İbni Abbas/ Zuhruf Sûresi, 61)
“ Ve in min ehli'l-kitâbi illâ le-yü'minenne bihî gable mevtihî ve yevme'l-gıyâmeti yekûnü aleyhim şehîdâ ”
Ayetin bir te'vile göre meali: “ Ehl-i kitabdan (yani Tevrat, İncil ve Kur'an ehlinden) hiç biri yoktur ki, illa Hz.İsa(a.s.) ölmeden evvel kendisine iman edecektir ve kıyamet gününde Hz.İsa(a.s.) onlara şahidlik edecektir .” (Beyzavi-İbni Abbas / Nisa Sûresi, 159)
Bu ayet-i kerimeler gösteriyor ki, Hz.İsa(a.s.) kıyametten önce nüzul edecektir. Bunda şek ve şüphe yoktur. Hem Hz.İsa(a.s.) ahirzamanda nüzul ettiğinde bütün ehl-i kitab ona iman edecektir.
Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü hakkındaki hadisler ise mütevatir hükmünde ve gayet kesretlidir. Ezcümle:
Ebu Hureyre'den(r.a.) Peygamber(a.s.m.) şöyle buyurdu:
" Nefsimi kudret elinde tutan Zat'a (Allah'a) yemin ederim ki; Meryem'in oğlu İsa(a.s.)'ın adil bir hakim olarak aranıza inmesi yaklaşmıştır. İnecek ve haçı kıracak, domuzu öldürecek, cizyeyi kaldırıp İslam'dan başka bir şeyi kabul etmeyecektir. Mal kimsenin kabul etmeyeceği kadar bollaşacak, bir tek secde dünya ve dünyadaki bütün şeylerden daha hayırlı olacaktır. Bunu rivayet ettikten sonra Ebu Hureyre(r.a.) isterseniz; ....( Nisa Sûresi, 159) ayetini okuyun dedi. " (Buhari-Müslim-Tirmizi)
İzah :
Hadisteki " haçı kıracak "dan murad; haçın takdisini kaldıracak demektir.
" Domuzu öldürecek, " demekten murad, yani; Hıristiyanlar, domuzu zebh ediyorlar (eti helal olan hayvanları kestikleri gibi domuzu da öyle kesiyorlar.) Böylelikle domuzun helal olduğunu i'tikad ediyorlar. Hz.İsa(a.s.) ise; nüzul ettiği vakit, İncil'de dahi domuz haram iken, Hıristiyanların onu keserek helal itikad etmelerini ortadan kaldırıp, asli hükmü olan haramiyetine hükmedecek. Ve fare, yılan, akreb ve sair fasık hayvanlar gibi domuz da hayvanat-ı muzırradan olduğu için, o hayvanatın katledildiği gibi domuzu dahi katledecek.
" Cizyeyi kaldırıp İslam'dan başka bir şeyi kabul etmeyecektir, " demekten murad; Yahudi ve Hıristiyanların, cizye vermek mukabilinde kendi dinleri üzerinde kalma taleblerini kabul etmeyecek. Müslüman oluncaya kadar onlarla harbedecek.
Ebu Hureyre'den(r.a.) Peygamber(a.s.m) şöyle buyurdu:
" Benimle İsa(a.s.) arasında bir peygamber yoktur. O inecektir. (Yani veli olarak inecektir. Yoksa risalet vazifesiyle gelmeyecektir. Çünki Resul-i Ekrem, Hatemü'l-Enbiyadır.) İ sa(a.s.) yeryüzünde 40 yıl yaşayacak, sonra vefat edecek, cenaze namazını da Müslümanlar kılacaktır ." (Ebu Davud- Hakim-İmam Ahmed)
Abdullah ibn Selam'dan(r.a.):
" Tevrat'ta Muhammed(a.s.m.)'ın sıfatı yazılıdır. İsa(a.s.) da yazılıdır ve İsa(a.s.) Muhammed(a.s.m.)'ın yanına defnedilecektir. " (Tirmizi)
Hz.İsa'nın(a.s.) semavattan nüzulu hakkında yüzden fazla hadis-i şerif mevcuddur. (*) Biz nümune olarak bir kaçını zikrettik. Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle nüzulünü inkar etmek, bu yüzer ehadis-i nebeviyeyi inkar etmek demektir.
(*): Hindistan'da yetişen Allame Keşmirî de, dört ayetin (Nisa, 159; Zuhruf, 61; Âl-i İmran, 46; Meryem, 33) ahir zamanda Hz.Mesih'in ineceğine işaret ettiğini söylemiş ve bu mevzuda yüz tane de hadis toplamış . Bu hadislerden kırk küsuru sahihtir, yani hadis erbabınca itimat edilir hadislerdir. Ona yakını hasendir. Ondan bir derece aşağıya sıhhatine güven duyulan hadis demek. Yirmi-otuz tane de zayıf hadis var.
Hem Ehl-i Sünnet'in en muteber akide kitablarından Şerhu'l-
Akideti't-Tahaviyye 'de şöyle denmektedir:
"Biz (Ehl-i Sünnet ve Cemaat) şu kıyamet alametlerine iman ederiz:
Deccal'ın hurucu, Meryem oğlu İsa'nın(a.s.) semadan nüzulü, G üneş'in batıdan doğması ve Dâbbetü'l-Arz'ın çıkması.” (s.754)
İmam Nesefi de şöyle demektedir:
"Resul-i Ekrem(a.s.m.)'ın haber verdiği eşrat-ı kıyametten (kıyamet alametlerinden) Deccal'ın, Dâbbetü'l-Arz'ın, Ye'cuc ve Me'cuc'un hurucu, Hz.İsa'nın(a.s.) semadan nüzulü ve G üneş'in batıdan doğuşu haktır." (Sa'd-ı Teftezani-Şerh-ul Akaid-in Nesefiyye, s.193)
Görülüyor ki; Hz.İsa'nın(a.s.) semadan cism-i beşerisiyle nüzulü hakkında bütün Ehl-i Sünnet uleması icma ve ittifak etmiştir. Bunu inkar etmek veya fasid te'villerle Hz.İsa'nın(a.s.) cismen gelmeyeceğini söylemek dalalettir. Çünki ayetler ve hadisler ve ulemanın kavilleri sarihtir, te'vile kabil değildir. Ancak bu sarahati aynen kabul etmekle beraber, hadislerin işari manalarını söylemek caizdir. Yoksa sarahati inciterek te'vilata sapmak, Ehl-i Sünnet'in caddesinden ayrılmak demektir. İşte Üstad Bediüzzaman Hazretleri de bu noktayı ifade için Kastamonu Lahikası 'nın 64. sahifesinde, bu hadislerin bir işari manasını gösterdikten sonra; "Evet hadis-i şerifin ifadesiyle Hz.İsa'nın semavi nüzulü kat'i olmakla beraber, mana-yı işarisiyle başka hakikatleri ifade ettiği gibi bu hakikate de mu'cizane işaret ediyor," demiştir . Ve Üstad, Hz.İsa'nın(a.s.) semadan cismiyle ineceğini Risale-i Nur'un bir çok yerinde sarahaten bildirmekle beraber, bu hadislerin bazı işari manalarını da beyan etmiştir. Nitekim aşağıda Üstad'ın Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü ile alakalı ifadelerinin zikredildiği yerde bu mes'ele daha açık gözükecektir.
“Hem bilinmesi gereken bir ehemmiyetli mes'ele de şudur:
‘Muhammed(a.s.m.) sizden bir adamın babası değildir velakin o, Allah'ın resulü ve peygamberlerinin sonuncusudur.' (Beyzavi-İbni Abbas / Ahzab S., 40)
Bu ayetin sarahatiyle; Muhammed-i Arabi(a.s.m.) hâtemü'l-enbiyadır. Yani; peygamberlerin sonuncusudur. Kendisinden sonra bir peygamber gelmeyecektir. Buna binaen, Hz.İsa(a.s.) ahirzamanda semadan nüzul ettiğinde peygamberlik vazifesiyle değil, bir veli olarak gelecektir. Yani; ayrı bir şeriat getirmeyecek, Şeriat-ı Muhammediye ile amel edecektir. Bu sebeble Fahr-i Âlem ve Sultan-ı Levlak'i(a.s.m.) kabul etmeyen ve ‘Muhammedün-Resûlüllah' demeyen bir kimse ehl-i necat olamaz.”
Merhum Hacı İbrahim Hulusi Bey'den(r.h.) bu hususta sorulan bir suale vermiş olduğu cevabı aynen naklediyoruz:
"Hz.İsa'nın(a.s.) gelmesi Muhbir-i Sadık'ın(a.s.m.) haber vermesine binaen vuku bulacaktır. Fakat Hz.İsa(a.s.) peygamber olduğu halde tekrar peygamberlik yapmak için mi indirilecek? Bu suale verilecek en ma'kul cevab; bütün peygamberlerin velayetleri nübüvvetlerinden evveldir. Hz.İsa'nın(a.s.) nübüvveti velayetinden evveldir. Ayet ile bu hakikat sabittir. Velayetini itmam için gelecektir. Onun için Mehdî'ye iktida edecek, Şeriat-ı Muhammediye(a.s.m.) ile amel edecek, bizzat gelecek. Hz.İsa'nın (a.s.) gelmesi İseviliğin tasaffisine bakıyor. İseviliğin tasaffisi var ama tam değil."
Hem Hz.İsa'nın(a.s.) Hıristiyan olarak geleceğini ve Hıristiyanlığı âlemde yayacağını düşünmek dalalettir. Çünki hadsiz ayat-ı Kur'aniye ve ehadis-i şerifenin hükmünce; Allah indinde tek din İslam'dır. Hz.İsa(a.s.) da bütün peygamberler gibi Müslümandır. Hıristiyanlık ve Yahudilik Hz.İsa ve Hz.Musa'nın(Aleyhimesselam) getirdiği dinler değil, ahbar ve ruhbanın ihdas ettiği batıl dinlerdir. O halde; ahirzamanda Hz.İsa(a.s.) gelecek ve din-i hakikisi olan İslamiyet'i insanlara kabul ettirecek ve bozulmuş ve İslamiyet'ten uzaklaşmış olan Hıristiyanlığı kaldırıp, İslam'ı cihana hakim edecektir. Hem şeriat itibariyle de ayrı bir şeriat getirmeyecek, şeriat-ı Muhammediye ile amel edecektir. Çünki Resul-i Ekrem(a.s.m.) son peygamberdir.
Şimdi Üstad Bediüzzaman 'ın bu husustaki beyanatına gelince; Üstad Hazretleri de bütün ulema-i İslam gibi Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulünü Risale-i Nur'un müteaddit yerlerinde haber vermiştir. Şöyle ki:
"Kat'î ve sahih rivayette var ki: ‘ İsa Aleyhisselâm, büyük Deccal'ı öldürür .'
‘ Ve'l-ilmü indellah '; bunun da iki vechi var:
Bir vechi şudur ki: Sihir ve manyetizma ve ispirtizma gibi istidracî hârikalarıyla kendini muhafaza eden ve herkesi teshir eden o dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki: O zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazreti İsa Aleyhisselâm'dır.
İkinci vechi şudur ki: Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal'ın teşkil ettiği dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını, hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ; ‘ Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir; Hazreti Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur ,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder." (5. Şua)
Burada Üstad Hazretleri; "Kat'î ve sahih rivayette var ki: ‘ İsa Aleyhisselâm büyük Deccal'ı öldürür ,'" demektedir. Bu cümlesi ile, Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzulünün hem kat'i, hem de sahih rivayetlerle sabit olduğunu tasrih etmektedir.
Hem; "O dehşetli Deccal'ı öldürebilecek, mesleğini değiştirecek; ancak hârika ve mu'cizatlı ve umumun makbulü bir zât olabilir ki; o zât, en ziyade alâkadar ve ekser insanların peygamberi olan Hazreti İsa Aleyhisselâm'dır," cümlesi ise Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle bizzat geleceğini te'vile imkan olmayacak derecede açıkca bildirmektedir. "Ekser insanların peygamberi" tabirinden murad ise; asla şu anda Müslümanlardan sayıca çok olan Hıristiyanların, Hz.İsa'ya (a.s.) iman ettiklerini ifade etmek değildir. Çünkü Hz.İsa'ya(a.s.) hakiki manada iman edenler Müslümanlardır. Hz.İsa'ya(a.s.) hakiki manada iman eden Müslümanlarla beraber, Hıristiyanlar da zahiren ona iman ettiklerini iddia ettikleri için, Üstad Hazretleri ekser insanların peygamberi tabirini kullanmıştır.
Üstad Hazretleri, Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzulünü tesbit ettikten sonra bu hadisin ihtiva ettiği işarî bir manayı da ifade etmiş; ancak sathi nazarlı kimseler yanlış anlayıp işari mana ile sarahati birbirine karıştırmasınlar ve Hz.İsa'nın(a.s.) şahsen nüzulünü inkar etmesinler diye, ifadesine; "Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal," diyerek başlamıştır. Ta ki, zihinler işari manayı düşünürken sarih manayı ve muhkematı kaybetmesinler. Bundan sonra işari manayı da şöyle açıklamıştır:
"Şahs-ı İsa Aleyhisselâm'ın kılıncı ile maktul olan şahs-ı Deccal'ın dehşetli maddiyyunluk ve dinsizliğin azametli heykeli ve şahs-ı manevîsini öldürecek ve inkâr-ı uluhiyet olan fikr-i küfrîsini mahvedecek, ancak İsevî ruhanîleridir ki; o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ; ‘ Hazreti İsa Aleyhisselâm gelir. Hazreti Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi ' olur,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder." Yani; bizzat Hz.İsa(a.s.) öldürdüğü şahs-ı Deccal, uluhiyeti inkar fikrini âlemde teşkil eder. Uluhiyet Allah'ın ilahlık sıfatıdır. Yani Allah-u Teala uluhiyet sıfatıyla beşere resuller ve kitablar gönderip razı olduğu hükümleri beyan etmiştir. Beşer de, bu kanunlara itaat etmek mecburiyetindedir. Eğer insanlar bu ahkam-ı ilahiyeyi inkar edip, kendi kanunlarını kendileri koymaya kalkarlarsa, Allah'ın uluhiyetini inkar edip kendi ilahlıklarını ilan etmiş olurlar. Onların bu kanunlarını kabul edenler de, onları Allah'a şerik tutup müşrik olmuş olurlar. İşte hadislerde bildirilen Deccal'ın ilahlığını ilan etmesi ve Allah'ın uluhiyetini inkar etmesinden murad budur. Yoksa Deccal, Allah'ın zatını inkar edecek ve ekser insanlar da bunu kabul edecekler demek değildir. Kısacası, inkar-ı uluhiyetten murad; dine dayanmayan edebiyat, maarif ve devlet idare şekilleridir. Şu ayet-i kerime bu mes'eleyi izah etmektedir:
" Yoksa kafirler bazı rüesayı teşri'de (hüküm koymada) Allah'a şerik mi tutuyorlar ki; o şerikler de Allah'ın uluhiyetinin sıfat-ı hassası olan teşri' hakkını kendilerine tahsis ederek, Allah'ın teşri' etmediği şeylerle hükmediyorlar ." (Yani uluhiyetlerini i'lan ediyorlar, etbaları da bunları kabul ederek müşrik oluyorlar.) (Beyzavi-ibni Abbas / Şura Sûresi, 21)
Üstad Bediüzzaman bu hakikati şu sözleriyle açıklamıştır:
"Allah'ı bilmek, bütün kâinata ihata eden rububiyetine ve zerrelerden yıldızlara kadar cüz'î ve küllî herşey onun kabza-i tasarrufunda ve kudret ve iradesiyle olduğuna kat'î iman etmek ve mülkünde hiçbir şeriki olmadığına ve ‘Lâ ilahe illallah' kelime-i kudsiyesine, hakikatlarına iman etmek, kalben tasdik etmekle olur. Yoksa; ‘Bir Allah var' deyip, bütün mülkünü esbaba ve tabiata taksim etmek ve onlara isnad etmek, hâşâ hadsiz şerikleri hükmünde esbabı merci' tanımak ve herşeyin yanında hazır irade ve ilmini bilmemek ve şiddetli emirlerini tanımamak ve sıfatlarını ve gönderdiği elçilerini, peygamberlerini bilmemek; elbette hiçbir cihette Allah'a iman hakikatı onda yoktur. Belki küfr-ü mutlaktaki manevî cehennemin dünyevî tazibinden kendini bir derece teselliye almak için o sözleri söyler." (Emirdağ Lahikası-1/203)
Yine Üstad Hazretleri; " Yer yüzünde Allah Allah diyen kalmayacaktır ," hadisinin te'vilinde; uluhiyeti inkar etmek, Allah'ın zatını inkar etmek değil, sıfatlarını inkar etmek demek olduğunu şöyle beyan etmektedir:
"Çünki Allah'ı inkâr etmek, kâinatı inkâr etmek kadar akıldan uzaktır. Umum değil, belki ekser insanlarda dahi vukuunu akıl kabul etmez. Kâfirler, Allah'ı inkâr etmiyorlar, yalnız sıfâtında hata ediyorlar." (5. Şua 4. Mes'ele)
Deccal, uluhiyeti inkar fikrini alemde Nemrudane yayarken, hakiki İsevi bir cemaat-i ruhaniye çıkar ve Hz.İsa'nın din-i hakikisini ortaya koyar. Hz.İsa'nın(a.s.) din-i hakikisi, bütün peygamberlerin dini olan din-i İslam'dır. Resul-i Ekrem'i(a.s.m.) ve Kur'an'ı kabul etmeyen bir kimse bütün peygamberleri ve kitabları, dolayısıyla da Hz.İsa(a.s.) ve İncil'i de inkar etmiş sayılır. Demek oluyor ki; o İsevi cemaat, batıl Hıristiyanlık dinini terk ederek Hz.İsa'nın(a.s.) din-i hakikisi olan İslamiyet'i kabul edecekler ve Kur'an'a iktida edecekler, Kur'an'a ittiba eden diğer Müslümanlarla ittifak edip, bu kuvvetle, dinsizlik cereyanını alemden kaldırıp manen öldürecekler. Yoksa Hıristiyan olarak kalacaklar demek değildir. Çünki Hz.İsa'nın(a.s.) dini, Hıristiyanlık değildi. Hıristiyanlık ve Yahudilik peygamberlerle alakası olmayan ahbar ve ruhbanların ihdas ettiği batıl dinlerdir.
Hem dikkat edilirse Üstad, onlar için İsevî demiştir, Hıristiyan dememiştir. Yani onlar Hz.İsa'nın(a.s.) hakiki dinine(İslamiyet'e) tabi olan kimselerdir. Hz.İsa(a.s.) ile alakası olmayan ve batıl olan Hıristiyanlığa tabi olmayan kişilerdir.
İşte Üstad bu hakikati; "o ruhanîler, din-i İsevî'nin hakikatını hakikat-ı İslâmiye ile mezcederek o kuvvetle onu dağıtacak, manen öldürecek. Hattâ ‘ Hazret-i İsa Aleyhisselâm gelir. Hazret-i Mehdi'ye namazda iktida eder, tâbi' olur ,' diye rivayeti bu ittifaka ve hakikat-ı Kur'aniyenin metbuiyetine ve hâkimiyetine işaret eder,” cümlesiyle ifade etmektedir ve bu hakikat, hadisin sarahati olmayıp işarî bir manası olduğunu "işaret eder" diyerek belirtmiştir. Hadisin sarahati ise; Hz.İsa'nın(a.s.) cism-i beşerisiyle nüzul edip, şahs-ı Mehdî'ye namazda bilfiil iktida edeceğidir. Bu da aynen vuku bulacaktır.
Bu hakikati (yani; hakiki İsevilerin Kur'an'a iktidası, Müslüman olmaları manasında olduğunu, yoksa Hıristiyan olarak kaldıkları halde ittifak edecekleri manasında olmadığını) Üstad Hazretleri bir başka eserinde daha sarih olarak şöyle beyan etmiştir:
"Nasraniyet, ya intifa veya ıstıfa (tasaffi olup, hurafattan temizlenmek) edip İslâmiyet'e karşı terk-i silâh edecektir. Nasraniyet birkaç defa yırtıldı, Protestanlığa geldi. Protestanlık da yırtıldı, Tevhid'e yaklaştı. Tekrar yırtılmaya hazırlanıyor. Ya intifa bulup sönecek veya hakikî Nasraniyet'in esasını câmi' olan hakaik-i İslâmiyeyi karşısında görecek, teslim olacaktır.
İşte bu sırr-ı azîme, Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm işaret etmiştir ki: ‘Hazret-i İsa nâzil olup gelecek, ümmetimden olacak, şeriatımla amel edecektir.' (Yani, işari manasıyla; hakiki İseviler, şeriat-ı Muhammediye ile amel edip Müslüman olacaklar.) (Hakikat Çekirdekleri, 21. madde)
Üstad Bediüzzaman 'ın bu mevzu ile alakalı diğer ifadeleri şöyledir:
"Hem âlem-i insaniyette inkâr-ı uluhiyet niyetiyle medeniyet ve mukaddesat-ı beşeriyeyi zîr ü zeber eden Deccal komitesini, Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan hamiyetkâr ve fedakâr bir İsevî cemaatı namı altında ve ‘ Müslüman İsevîleri ' unvanına lâyık bir cem'iyet, o Deccal komitesini, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti altında öldürecek ve dağıtacak; beşeri, inkâr-ı uluhiyetten kurtaracak.” (29. Mektub / 441)
Burada da Üstad Hazretleri, "Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın din-i hakikîsini İslâmiyetin hakikatıyla birleştirmeye çalışan" ve "Müslüman İsevîleri" tabiriyle bahsi geçen İsevilerin, Müslüman olacaklarını ifade etmiştir. "Hazret-i İsa Aleyhisselâm'ın riyaseti altında" cümlesiyle de Hz.İsa'nın(a.s.) bizzat semadan nüzul edeceğini söylediği gibi, Hz.İsa'nın(a.s.) Müslüman olması ve Resul-i Ekrem'in(a.s.m.); " İsa gelecek ve şeriatımla amel edecek, " demesine binaen, madem o İsevi cemaat Hz.İsa(a.s.)'a tabi olacaklar, o halde onlar da Müslüman olup Şeriat-ı Muhammediye ile amil olacaklar ve o zümre, Müslümanlar içerisinde "İsevî Müslümanlar" unvanıyla yad edilecekler demektir. Hem Üstad, yine bir başka yerde şöyle buyurmuştur:
"Rivayette var ki: -İsa Aleyhisselâm Deccal'ı öldürdüğü münasebetiyle- ‘ Deccal'ın fevkalâde büyük ve minareden daha yüksek bir azamet-i heykelde ve Hazreti İsa Aleyhisselâm ona nisbeten çok küçük bulunduğunu " gösterir. ‘ Lâ-ye'lemü'l-ğaybe illellah .' Bunun bir tevili şu olmak gerektir ki: İsa Aleyhisselâm'ı nur-u iman ile tanıyan ve tâbi' olan cemaat-ı ruhaniye-i mücahidînin kemmiyeti, Deccal'ın mektebce ve askerce ilmî ve maddî ordularına nisbeten çok az ve küçük olmasına işaret ve kinayedir." (5. Şua)
Burada da Hz.İsa'nın(a.s.) maddeten nüzul edeceği ve cemaat-ı ruhaniyeye riyaset edeceği açıkca bildirilmiştir. Yine Üstad, Mektubat isimli eserinin Birinci Mektub 'unda, beş nevi hayat tabakası olduğunu izah ederken şöyle diyor:
"Üçüncü Tabaka-i Hayat: Hazret-i İdris ve İsa Aleyhimesselâm'ın tabaka-i hayatlarıdır ki, beşeriyet levazımatından tecerrüd ile, melek hayatı gibi bir hayata girerek nuranî bir letafet kesbeder. Âdeta beden-i misalî letafetinde ve cesed-i necmî nuraniyetinde olan cism-i dünyevîleriyle semavâtta bulunurlar. ‘ Âhirzamanda Hazreti İsa Aleyhisselâm gelecek, Şeriat-ı Muhammediye(a.s.m.) ile amel edecek ,' mealindeki hadîsin sırrı şudur ki: Âhirzamanda felsefe-i tabiiyenin verdiği cereyan-ı küfrîye ve inkâr-ı uluhiyete karşı İsevîlik dini tasaffi ederek ve hurafattan tecerrüd edip İslâmiyete inkılab edeceği bir sırada, nasılki İsevîlik şahs-ı manevîsi, vahy-i semavî kılıncıyla o müdhiş dinsizliğin şahs-ı manevîsini öldürür; öyle de Hazreti İsa Aleyhisselâm, İsevîlik şahs-ı manevîsini temsil ederek, dinsizliğin şahs-ı manevîsini temsil eden Deccal'ı öldürür...yani inkâr-ı uluhiyet fikrini öldürecek." (1. Mektub / 6)
Üstad Hazretleri, Hz.İsa'nın(a.s.) nüzulü ile ilgili en tafsilatlı izahı 15. Mektub 'da yapmıştır. Buraya kadar anlatılan hususları kendisi orada gayet açık bir şekilde izah etmektedir. Bahsi geçen mektubun bu kısmını derc ediyoruz:
"Hadîs-i sahihte rivayet edilen; ‘ Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın geleceğini ve şeriat-ı İslâmiye ile amel edeceğini, Deccal'ı öldüreceğini ' imanı zaîf olanlar istib'ad ediyorlar. Onun hakikatı izah edilse, hiç istib'ad yeri kalmaz. Şöyle ki:
O hadîsin ve Süfyan ve Mehdi hakkındaki hadîslerin ifade ettikleri mana budur ki; âhirzamanda dinsizliğin iki cereyanı kuvvet bulacak:
Birisi : Nifak perdesi altında, risalet-i Ahmediyeyi(a.s.m.) inkâr edecek Süfyan namında müdhiş bir şahıs, ehl-i nifakın başına geçecek, şeriat-ı İslâmiyenin tahribine çalışacaktır. Ona karşı Âl-i Beyt-i Nebevînin silsile-i nuranîsine bağlanan, ehl-i velayet ve ehl-i kemalin başına geçecek Âl-i Beyt'ten Muhammed Mehdî isminde bir zât-ı nuranî, o Süfyan'ın şahs-ı manevîsi olan cereyan-ı münafıkaneyi öldürüp dağıtacaktır.
İkinci cereyan ise : Tabiiyyun, maddiyyun felsefesinden tevellüd eden bir cereyan-ı Nemrudane, gittikçe âhirzamanda felsefe-i maddiye vasıtasıyla intişar ederek kuvvet bulup, uluhiyeti inkâr edecek bir dereceye gelir. Nasıl bir padişahı tanımayan ve ordudaki zabitan ve efrad onun askerleri olduğunu kabul etmeyen vahşi bir adam, herkese, her askere bir nevi padişahlık ve bir gûna hâkimiyet verir. Öyle de: Allah'ı inkâr eden o cereyan efradları, birer küçük Nemrud hükmünde nefislerine birer rububiyet verir. Ve onların başına geçen en büyükleri, ispirtizma ve manyetizmanın hâdisatı nev'inden müdhiş hârikalara mazhar olan Deccal ise; daha ileri gidip, cebbarane surî hükûmetini bir nevi rububiyet tasavvur edip uluhiyetini ilân eder. Bir sineğe mağlub olan ve bir sineğin kanadını bile icad edemeyen âciz bir insanın uluhiyet dava etmesi, ne derece ahmakçasına bir maskaralık olduğu malûmdur.
İşte böyle bir sırada, o cereyan pek kuvvetli göründüğü bir zamanda, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ın şahsiyet-i maneviyesinden ibaret olan hakikî İsevîlik dini zuhur edecek, yani rahmet-i ilahiyenin semasından nüzul edecek; hâl-i hazır Hıristiyanlık dini, o hakikata karşı tasaffi edecek, hurafattan ve tahrifattan sıyrılacak, hakaik-i İslâmiye ile birleşecek; manen Hıristiyanlık, bir nevi İslâmiyete inkılab edecektir. Ve Kur'ana iktida ederek, o İsevîlik şahs-ı manevîsi tâbi' ve İslâmiyet metbu' makamında kalacak; din-i hak bu iltihak neticesinde azîm bir kuvvet bulacaktır. Dinsizlik cereyanına karşı ayrı ayrı iken mağlub olan İsevîlik ve İslâmiyet ittihad neticesinde, dinsizlik cereyanına galebe edip dağıtacak istidadında iken; âlem-i semavatta cism-i beşerîsiyle bulunan şahs-ı İsa Aleyhisselâm, o din-i hak cereyanının başına geçeceğini, bir Muhbir-i Sadık, bir Kadir-i Külli Şey'in va'dine istinad ederek haber vermiştir. Madem haber vermiş, haktır; madem Kadir-i Külli Şey' va'detmiş, elbette yapacaktır. Evet her vakit semavattan melaikeleri yere gönderen ve bazı vakitte insan suretine vaz'eden (Hazret-i Cibril'in ‘Dıhye' suretine girmesi gibi) ve ruhanîleri âlem-i ervahtan gönderip beşer suretine temessül ettiren, hattâ ölmüş evliyaların çoklarının ervahlarını cesed-i misaliyle dünyaya gönderen bir Hakîm-i Zülcelal, Hazreti İsa Aleyhisselâm'ı, İsa dinine ait en mühim bir hüsn-ü hâtimesi için, değil sema-i dünyada cesediyle bulunan ve hayatta olan Hazreti İsa, belki âlem-i âhiretin en uzak köşesine gitseydi ve hakikaten ölseydi, yine şöyle bir netice-i azîme için ona yeniden cesed giydirip dünyaya göndermek, o Hakîm'in hikmetinden uzak değil...belki onun hikmeti öyle iktiza ettiği için va'detmiş ve va'dettiği için elbette gönderecek.
Hazreti İsa Aleyhisselâm geldiği vakit, herkes onun hakikî İsa olduğunu bilmek lâzım değildir. Onun mukarreb ve havassı, nur-u iman ile onu tanır. Yoksa bedahet derecesinde herkes onu tanımayacaktır.” (15. Mektub / 57)
Yani; Devlet idaresinde Hz.Mehdî ve onun vefatından sonra yerine geçecek olan zat gözüktüğü ve Hz.İsa(a.s.) onların arkasında bulunduğu için, herkes onun hakiki İsa(a.s.) olduğunu bilmez. O'nun hakiki İsa olduğunu, devlet idaresinde ve sohbette ona yakın olan mukarreb ve havasları, şeriatın marifetinden gelen bir nur-u imanla bilir ve ittiba ederler. Sair insanlar adil bir hakim ve sultan olarak tanırlar . (Geniş bilgi için bkz.: www.hamim.sayfasi.com )