ALLAH KATINDA TEK DİN ve TEK KİTAP
"Bana öyle geliyor ki, İslam, değişen hayat şartlarına uyma imkan ve kabiliyetini gösteren yegane dindir."(Bernard SHAW)
***
Müslüman olmuş bir Alman diplomatı olan Muhammed Emin Hobohm, birçok Batılının, İslam'ı niçin seçtiklerini şöyle izah ediyor:
"Şunu hemen belirtelim ki; gerçeğin daima kendine özgü bir gücü vardır. İslam Dini'nin ana ilkeleri, o kadar akla yatkın, o kadar çekici ve o kadar tabii ki; samimi bir hakikat araştırıcısı, onlardan etkilenmeden edemez. Sözgelişi, Tevhid inancını ele alalım: Allah'ın birliğine inanmak, bizleri nasıl da batıl inançlardan korumakta ve insanın şerefini yüceltmektedir!.."
Devam eden uzun izahatı içerisinde Hobohm; İslam'daki ahiret inancının, namazın, orucun, hoşgörünün hikmetlerinden bahsetmekte ve İslam hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
"İslam, esasta nazariyeye değil, uygulamaya dönüktür. O, insanın yalnızca şu veya bu yönünü dikkate alan bir din değildir. İslam; her bakımdan, Allah'ın iradesine teslim olmak demektir." (İslam, Our Choice, 176, s.30, 31)
'Müslümanlığı, İslam'ı yeni seçmiş Batılılardan veya oryantalistlerden mi öğreneceğiz!' diyenler olabilir. Ancak, İslam'ın sesinin hiç eksik olmadığı bir ortamda yaşamakla beraber O'nun(İslam'ın) kadr ü kıymetini bilmeyenlerimiz de çoktur. Bunun elbette birçok nedenleri de mevcuttur...
Hepsi bir yana; İslam'ın, niçin 'Allah katında tek din'(Âl-i İmran: 19, 85) olduğunu hakkıyla bilmek ve bildirmek borcundayız. Bu çağlar üstü 'tek din'in mensubu olmanın sorumluluğunu yerine getirebilmek için de "asrın idrakine İslam'ı söyletmek" gerekmektedir. Öyleyse; içinde bulunduğumuz asrın idrak ve anlayışlarını iyi tanımalıyız. Asrın insanını İslam'a yöneltecek sebebleri iyi keşfetmeliyiz. Eğer hakikati kendi batıllarımızla bulandırıp anlaşılmaz bir tarzda takdim edersek, vebalimiz çok büyük olacaktır. Gerçekleri, bulandırmadan, gerektiği şekilde sunmak zorundayız. O zaman gerçeğin gücü kendini gösterecektir. M. E. Hobohm'ın da belirtmeye çalıştığı gibi İslam, akl-ı selime yatkın, insan fıtratına uygun, samimi hakikat arayıcıları için, yegane gerçek ve kurtuluş yoludur.
İnsan; bir şeylere inanmak, inandıklarını yaşamak ve yaşadıklarından lezzet almak, huzur duymak ihtiyacında ve arayışı içindedir. Bu fıtri bir ihtiyaçtır. İşte İslam, fıtri olan bu ihtiyaca itikadi, ameli ve ahlaki(tasavvufi) hükümleriyle cevap veren 'tek din'dir.
Muharref Hıristiyanlık ve Yahudilik, insanlığın bu tabii ihtiyaçlarına cevap vermek şöyle dursun; insanlığı tarih boyunca inanç, amel ve ahlak bunalımlarına sürüklemekten başka bir şey yapamamışlardır.
Ama, İslam öyle mi? Teoriye değil, uygulamaya dönük olan İslam; hayatı, bir nizam olarak kuşattığı ve bir bütün olarak uygulandığı çağlarda, yüzyıllar boyu insanlığın barış, huzur ve saadetinin teminatı olmuştur. Ve Müslümanlar, bu sayede ilim ve medeniyetin temellerini atmışlardır. Bu, tarihi bir vakıadır. "İslam, insanlık, iktisad, ilim ve edebiyat dinidir," diyen Lui Druck ve "Avrupa medeniyeti, yani Garb medeniyeti, tamamıyla Müslümanların medeniyetidir," diyen Dusen, Müslüman olmadıkları halde gerçeği itiraf eden yüzlerce düşünür ve araştırmacıdan ikisidir. Hakikat, güneş gibi zahirdir; güneşe gözünü kapayıp inkar edenler, kendilerini karanlıkta bırakmaktan başka birşey yapamazlar...
İslam'ın tarihi başarısını ve bugün insanlığın fevc fevc ona koşmasının hikmetini merak edenler; itikadi ve sosyal nizamı ile bütün zaman ve mekana hitap eden(evrensel) tek dinin İslam olduğunu bilmelidirler.
İslam inanç sisteminde, muharref Hıristiyanlıkta olduğu gibi; üç bilinmeyenli(Baba Tanrı- Oğul Tanrı- Ruhü'l-Kuds) bir tanrı inancı mevcut değildir. Veya Yahudilikte olduğu gibi "Yerleri ve gökleri yarattıktan sonra yorulup, dinlenen," "yarattıklarına pişman olan" yorgun, aciz ve hatalı iş yapan, "hamileliği kadınlara bir ceza olarak veren" Yahova gibi bir ilah inancına İslam'da rastlayamazsınız. İslam'ın inanmamızı istediği Allah(c.c.); her türlü noksan sıfattan münezzeh, kendinden başka ilah bulunmayan, Samet olan, doğmamış ve doğurmamış ve hiçbir şeye denk olmayan(bkz. İhlas Suresi), herşeye gücü yeten...Vâcibü'l-Vücud olan tek varlıktır. "Tevhid" şuuruna erenler bunu iyi bilirler. Başta "Tevhid" olmak üzere bütün "Amentü" esasları; şüphelerden tam bir uzaklık ve durulukla akıl ve gönülleri tatmin ederek mü'mini ebedi saadete hazırlamaktadır.
Bununla birlikte; İslam'ın sosyal hayata koymuş olduğu kalıcı hükümleri, başka hiçbir din ve sistemde bulamazsınız. Bu hükümler, 'pörsümez yeni'ler olarak her çağda insanlığı refah ve saadete ulaştıracak özelliktedir.
Burada, İslam'ın topyekün rükünlerini, hikmetleriyle birlikte bir yazıda izah etmenin imkansızlığını takdir edersiniz. Yaptığımız; İslam'ın bazı esaslarına genel bir yaklaşımla dikkatleri çekerek düşünenleri araştırmaya sevk etmektir.
Reddiye yazmak için İslam hakkında araştırma yapan nice kariyer sahibi insanlar, teslim olmaktan başka çare bulunmadığını anlayarak Müslüman olmuşlardır.
İlmin adeta putlaştırdığı, her meselenin çok ince detaylarına kadar her yönüyle araştırılma imkanına sahip olunduğu bir çağda Roger Garaudy(Reca Carudi), Maurice Bucaille, Cat Stevens (Yusuf İslam) gibi birçok düşünür, ilim adamı ve sanatçının Müslümanlığı benimsemiş olmaları ve insanlığa tek kurtuluş reçetesi olarak sunma gayretleri, bu canlı şahitler; İslam'ın cihanşümul, bozulmamış, bütün zaman ve mekana hitab eden tek ilahi din olduğunu ispatlamaya yetmez mi? (Bu meyanda Carudi'nin, "İslam'ın Va'dettikleri"; Bucaille'nin "Kitab-ı Mukaddes-Kur'an ve Bilim" namıyla Türkçeleştirilen eserleri gerçekten incelenmeye değerdir.)
Bununla birlikte; Müslüman olduklarını açık ve kesin olarak ilan etmeseler de, İslam'a ve Hz.Muhammed'e hayranlıklarını ifade etmekten çekinmeyen nice dâhi düşünürler vardır. Ünlü Alman düşünürü Goethe de, bunlardan birisidir. Bakınız, hayranlığını nasıl haykırıyor:
“Şimdi, Muhammed'in dalgası
İniyor ovaya
Gümüşten parıltılarla...
Ve ovalardan nehirler,
Dağlardan dereler
Neşeyle çağırıyor O'nu: Kardeş!
Kardeş, al kardeşlerini
Götür Sonsuz Kaynağa,
Sonsuz Okyanus'a
Bizi bekleyen Açılmış kollarıyla...
Kardeşlerini götürüyor O,
Çocuklarını ve hazinelerini
Yaradan'a, bekleyen
Aşk dolu, merhamet dolu.”
“Bilmeğe çalışıyorum
Kur'an sonsuz mu, değil mi?
Ama inanıyorum
Müslüman olmanın gereğiyle
Bütün kitapların üstünde bir Kitaptır Kur'an.”
“Bütün sâfiyetiyle hissediyordu İsa
Ve anlatıyordu Allah'ın bir olduğunu;
Kendisini ilahlaştıran herkes
Yaralıyordu en kutsal duygularını.”
“Daha fazla gizli kalmamalı gerçek,
Parlatılmalı, Muhammed'in yaptığı gibi;
Fethetti dünyayı O,
Anlatarak Allah'ın birliğini.”(Goethe, Muhammed, Vest-östliche Divan, Buch des Saengars; Ayrıca bkz: Goethe ve İslamiyet, Dr.Bayram Yılmaz, Timaş Yayınları, İst.-1997)
***
Yazımızı, R. Garaudy'nin şu tesbitleriyle bitirelim:
“İslam, çağları arkasında sürükleyen bir dindir. Diğer dinler ise, çağların arkasında sürüklendi. Yani İslam dışındaki bütün dinler, zamana uyduruldu. Reforma tabi tutuldu. Mukaddes kitaplar, zamana göre tahrif edildi. Kur'an-ı Kerim ise, indirildiği günden beri hep zamana hükmetti. O, zamanı değil; zaman onu izledi. Zaman yaşlandıkça, o gençleşti. Bu, çağlar üstü bir olaydır. Bugüne kadar, bunca savaşların bıraktığı korkunç, sosyal, siyasi ve ekonomik sarsıntılardan daha büyük bir olaydır. İslam, materyalizme de, pozitivistlerin görüşüne de, ekzistansiyalistlere de hakimdir. Fakat bunlardan hiçbiri, İslam'a hakim değildir.
İslam'ın büyük Peygamberi; ‘Yarın ölecekmiş gibi ahirete; hiç ölmeyecekmiş gibi dünyaya çalışın,' derken herşeyi anlatmıştır. İslam, hem maddeye, hem de manaya hükmetmiştir. Öyle ise, bunların ikisi birbirinden koparılamaz. Nasıl koparılabilir ki, İslam; ‘İlim, Çin'de de olsa, gidip bulunuz. / İlim ve fen, mü'minin gayp olmuş malıdır; ara ve bul,' diyor! İlmin ve çalışmanın burada sınırı yoktur. İslam, dünyayı sarsan bu iki olaya sınır koymadığına göre, dünyayı sarsmıştır.
İnsanı, mahlukatın efdali ve en şereflisi olarak bildirirken, onun sömürülemeyeceğini anlatmıştır. İsrafı, gösterişi ve lüksü yasaklayan; kazancı, alın terindeki damlacıklarda arayan, biriken sermayeyi fakire ölçülü ve ahlak hükümleri içinde aktaran, faizi, tembelliğe sebep olduğu için yasaklayan ve gayrimeşru serveti, böylece imha eden bir sistemler manzumesidir.
İslam, halife ile kölenin aynı hakka sahip olmasını mecbur kılmıştır. Deve olayı vardır ki; bu kralların kılıçlarından daha keskin bir olaydır. Hz.Ömer ile kölesi bir şehirden bir şehire giderken deveye sıra ile binerler. Zaman zaman devenin yularını halife çeker, zaman zaman da köle...İşte adalet ve hukukta İslam'ın devrimidir bu!
Marksizm ile Kapitalizmin ikisi de, insanı sömüren sistemlerdir. İslam, bunlara karşı, insana prestijini iade eden bir semavî dindir.”(Hak Sözün Vesikaları, s. 397, 398)