ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

HIRİSTİYAN FUNDAMENTALİZMİ
Dünyanın Sonu Tellallığı ve Hıristiyan Fundamentalizmi
Prof.Dr. Şinasi Gündüz

Dünyanın sonuna ve ahirete ilişkin eskatolojik beklentiler, dinlerin hemen hepsinde önemli bir yer tutar. Dünyayı ve insanlığı nasıl bir son beklemektedir? İnsanın günü birlik maruz kaldığı kötülüklerin ve gittikçe artan kaosla zulmün bir sonu olacak mıdır? İnsanın bireysel yaşamında tecrübe ettiği son, makro planda insanın içinde yaşadığı evren için de geçerli midir? Bu ve benzeri birçok sorunun doğurduğu düşünceler, dinsel geleneklerin temelinde yatan sorunsalları oluşturur. Bu sorulara her inanç sistemi ken-di teolojik yapısı ve geleneği çerçevesinde cevaplar arar.

Dünyanın sonlu olduğunu kabul eden diğer dinlerde olduğu gibi Hıristiyanlıkta da dünyanın sonuna yönelik beklentilerin, bireyin inanç dünyasında önemli bir fonksiyon üstlendiği kesindir. Bu beklentiler, inanan açısından, hak ve adaletin tecelli etmesi, kö-tülüğün ve kötülerin cezalandırılması, günah ve ölüm kısırdöngüsünden mutlak kurtu-luş ve tanrısal âlemde ebediliğe kavuşma gibi istençlere cevap vermektedir. Hıristiyan geleneğinde bu yöndeki beklentilerin odak noktasını, kurtarıcı İsa Mesih'in ikinci gelişi inancı oluşturur.

Parousia olarak adlandırılan bu inanç, Hıristiyan kaynaklarında yoğun şekilde işlenmektedir. Pavlus, cemaatine gönderdiği mektuplarında İsa'nın gelişinin an meselesi olduğunu, hatta içinde bulunduğu cemaatin yaşamı esnasında İsa'nın gelece-ğini şu sözlerle belirtir: "Biz yaşamakta olanlar, Rabbin gelişine dek diri kalacak olanlar, gözlerini yaşama kapamış olanların önüne asla geçmeyeceğiz." ("I Selanikliler", 4: 15) Bu bekleyiş, ilk dönem Hıristiyanlarını bir cemaat halinde diri tutan önemli direnç nok-talarından birisi olmuştur. Ancak İsa'nın gelişinin bir türlü gerçekleşmemesi ve cemaat-ten bazı kişilerin ölmesi üzerine Pavlus, Parousia'ya yönelik beklentisinde bir değişiklik ihtiyacı duymuş ve İsa'nın gelişinin gecikebileceğini ifade etmiştir: "Size bir sır açıklıyo-rum. Hepimiz ölmeyeceğiz; son borazan çalınınca hepimiz bir anda, bir göz kırpmasın-da değiştirileceğiz." ("I Korintliler", 15: 51) Zamanla Pavlus'un bu beklentisi de gerçek-leşmemiş ve İsa'nın gelişi ahir zamanın belirsiz bir anına yönelik bir beklentiye dönüş-müştür.

Hıristiyan kaynakları, İsa'nın ikinci gelişiyle birlikte, o esnada hayatta olan İsa yanlılarının (i) ölümlü dünyevi elbiselerinden sıyrılarak ölümsüzlük niteliğine kavuşa-caklarını ve (ii) bu nitelikleriyle dünyadan alınıp bulutlar içerisinde ilahi âlemlere yük-seltileceklerini vurgular. ("Filipililer", 3: 21, "I Selanikliler", 4: 17) Yine buna göre, da-ha önce ölmüş olan İsa yanlıları da diriltilerek ölümsüzlük elbisesine bürünmüş halde onlara katılacaklardır. Özellikle Vahiy kitabındaki anlatılar dikkate alındığında, bu olay öncesinde ve sonrasında, bütün Hıristiyan olmayanları içeren inançsızları ise korkutucu olaylar beklemektedir.

Hıristiyan geleneğinde geçmişten günümüze canlılığını korumuş olan ve bütün Hı-ristiyanlarca geleneksel iman formülasyonunda/kredosunda kullanılan genel bir inanç unsuru olarak kabul edilen İsa'nın ikinci gelişine yönelik bu beklentinin, özellikle Pro-testan çevrede oluşan çeşitli Mesiyanist/Mesihçi ve Milenyanist/Binyılcı mezhep ve tari-katlarda daha fazla öne çıkarıldığı görülmektedir. Bu mezhep ve tarikatlar, kutsal me-tinlerde İsa'nın gelişine yönelik ifadeleri, kendi öğretilerinde merkeze oturtmakta ve çeşitli inanç ve ritüellerini bu beklentiyi ön plana çıkaracak şekilde yorumlamaktadırlar.

Hallsell'in Tanrıyı Kıyamete Zorlamak başlığıyla Türkçeleştirilen çalışması (Forcing God's Hand), günümüz Hıristiyan Batı dünyasında oldukça yaygın olan bu beklentilere ve bu bağlamda var olan şiddet yanlılığına yönelik önemli bilgiler içermektedir. ABD'li bir gazeteci olan yazarın, siyahlar, Kızılderililer ve Meksikalılar gibi ABD'nin ötekileri üzerinde yaptığı çalışmalarını hazırlarken, bizzat bu grupların içerisinde yer alarak (hatta siyahlara yönelik çalışmasında derisini siyaha boyayıp beyazların arasında siyah bir kadın olarak yaşamayı tecrübe ederek) edindiği izlenimleri yansıtması, onun çalış-malarını daha da ilginç hale getirmektedir. Nitekim Hallsell, bu çalışmasını hazırlarken ünlü Baptist rahip Jerry Falwell'ın başını çektiği ABD merkezli fundamentalist grubun içerisinde yer almış, onlarla birlikte dinsel içerikli çeşitli denizaşırı turlara/seyahatlere katılmış (s. 12) ve bire bir yaşayarak edindiği izlenimleri kitabında okuyucuyla paylaş-mış.

Kitabın girişinde, ele alınan konuyu özetleyen şu soru göze çarpar: "Jerry Falwell gibi bir Hıristiyan, niçin dünyanın sonu için dua ediyor?" (s. 12) Bu soruyu cevaplamak amacıyla kitapta ele alınan konu, ABD merkezli Hıristiyan fundamentalist akımların, dünyanın son dönemi (ahir zaman) olduğunu düşündükleri, içinde yaşadığımız dönemde İsa yeryüzüne gelmeden önce gerçekleşmesini bekledikleri olaylar ve bu olayların bir an önce gerçekleşmesi amacıyla yaptıkları faaliyetlerdir. Ayrıca eser, Hıristiyan sağı olarak tanımladığı bu akımlarla Yahudi fundamentalizmi arasındaki ilişkiyi ve bu akımların, başta ABD olmak üzere Batı ülkelerinin siyasal yapıları ve politikaları üzerindeki etkilerini de konu almaktadır.

Kitapta sıkça bahsedilen isimlerden Jerry Falwell ve Pat Robertson gibi şahısların, Türk okuyucusuna oldukça tanıdık geldiği dikkat çekmektedir. Hatırlanacağı gibi Falwell, özellikle 2002'nin sonlarında Hz. Muhammed'e ve İslama yönelik çıkışıyla dünya kamu-oyunun gündemine oturmuştu. ABD'nin önde gelen medyatik vaizlerinden birisi olan ve milyonlarca sempatizanı/taraftarı bulunan Falwell, 6 Ekim 2002'de CBS'in 60 Minutes programında kısaca, Hz. Muhammed'i savaş ve şiddet yanlısı bir terörist olmakla suç-lamaktaydı.

Hz. Muhammed'e yönelik bu itham, zaten öteden beri çeşitli vesilelerle Müslümanları ve İslam inancını şiddet, terör ve kanla yan yana göstermekten kaçın-mayan Batı medyasının ve siyasi çevrelerinin oluşturduğu kampanyadan mustarip Müs-lümanları ayağa kaldırdı ve dünya çapında tepkiler doğdu. Artan protestolar üzerine Falwell, Hz. Muhammed'le ilgili sözlerine değinmese de Müslümanların duygularını in-citmiş olduğundan dolayı özür beyan ederek tepkileri dindirmeye çalıştı.

Gerçi ABD'de oluşturulmaya çalışılan İslam karşıtı kampanya açısından Falwell'ın bu çı-kışının bir ilk olduğu söylenemez. XX. yüzyılın son çeyreğinden itibaren, özellikle de 11 Eylül 2001'de New York'taki ikiz kulelere yapılan saldırıdan sonra iyice yaygınlaşan bir kampanya, Batı'da İslam karşıtı kamuoyu oluşturma yönünde hayli etkili gö-zükmektedir. ABD'de bu kampanyaya hararetle destek veren evanjelik Hıristiyan grup-lar arasında, Falwell'ın yanı sıra Pat Robertson, Franklin Graham, Tim LaHaye ve Hal Lindsay gibi önde gelen dini liderlerin ve vaizlerin de bulunduğu fundamentalist Baptistlerin başı çekmesi dikkat çekicidir.

Örneğin Falwell'ın İslam ve Hz. Muham-med'le ilgili yukarıda değindiğimiz iddialarına paralel şekilde Baptist vaizlerden Pat Robertson ve Jerry Vines da Hz. Muhammed'i "gözü dönmüş bir fanatik, bir hırsız, katil ve haydut" ve "şeytanın tutsağı cinsel bir sapık" olmakla suçlamaktadırlar. Bir başka etkili din adamı olan Franklin Graham ise İslamı "kötü ve şeytani bir din" olmakla it-ham etmektedir. Açıkça anlaşılacağı gibi, bu kampanyayla Batı kamuoyunda zihinlere yerleştirilmeye çalışılan tema, İslamın barış değil savaş, sapkınlık, şiddet ve terör dini, İslam peygamberinin bir terörist ve cinsel sapkın, Müslümanların ise potansiyel terö-ristler olduklarıdır.

İslam ve Müslümanlarla ilgili Falwell ve benzeri Hıristiyan fundamentalistlerin başını çektiği bu kampanya dikkate alındığında, Hallsell'in kitabının önemi ve güncelliği daha da artmaktadır. Zira kitap, okuyucuya Falwell, Robertson, LaHaye ve benzeri Hıristiyan dini önderlerin, dünyayı belirgin şekilde saran ve gittikçe de etkisini artıracak gözüken şiddet ve kaosa yönelik görüşlerini yansıtmakta; dünyayı, özellikle de Ortadoğu uluslarını gelecekte bekleyen korkunç olaylara ve planlara dikkat çekmekte; Hıristiyan fundamentalizminin şiddet ve terör yanlısı olmasının dinsel dayanaklarını deşifre et-mektedir.

Falwell ve benzeri fundamentalistler, kendilerini Hıristiyan Dispansasyonalistler olarak tanımlamaktadırlar. Dispansasyonalistler, Yeni Ahit'teki anlatılardan ve kehanetlerden hareketle ahir zamanda İsa'nın gelişi öncesi yaşanması beklenen olayları belirli dönem-ler halinde kategorize etmekte ve bunlardan Yahudilerin yurtlarına dönmeleri ile Yahudi devletinin kurulması gibi safhaların tamamlandığını, bütün uluslara İncil'i yayma safha-sının son aşamasına gelindiğini ve yeryüzünde ortaya çıkacak olan felaketlerin hemen öncesi ebedilik elbisesine bürünmüş olarak semavi âleme çıkmayı ifade eden dördüncü safhanın başlamasının ise an meselesi olduğunu düşünmektedirler. (s. 47) Bunlara göre, İsa'nın gelişi öncesi gerçekleşecek şiddet olaylarının etkisinden uzak şekilde semaya yükseliş ve oradan İsa ile birlikte yeryüzüne inerek, kötülere karşı verilecek son savaşta Tanrı Oğlu İsa'nın yanında yer almak temel amaçtır. Kutsal kitapta bu olaylara ilişkin ifadeler açık seçik yer almakta ve bu olaylar içinde yaşadığımız zaman-da birer birer ortaya çıkmaktadır.

Hıristiyan fundamentalistler, İsa Mesih'i, atına binmiş, dünyanın bütün ordularını yöne-ten ve nükleer başlıklarla donanmış bir halde, milyarlarca kâfirin canına okuyacak beş yıldızlı bir general şeklinde betimlemektedirler. (s. 140) Yeryüzüne inerek inançsızlarla karşı karşıya geldiğinde, ilk saldırıyı bu mağrur ve kudretli general, yani İsa başlatacak ve onlara karşı yanında taşıdığı (besbelli tanrısal âlemden yeryüzündeki inançsızlara hediye olarak getirdiği) yeni bir silah kullanacaktır. Bu silah, nötron bombası kadar etkili olacak (s. 32) ve İsa tarafından yönetilen bu savaşta (Armagedon Savaşı'nda) milyarlarca insan, yok edilecektir. (s. 14)

Hıristiyan fundamentalistlerce tanımlanan bu beş yıldızlı general İsa, İncillerde, sağ yanağına tokat atana, solunu da çevirmeyi salık veren ve her fırsatta sevgi ve bağış-lamayı ön plana çıkaran İsa olabilir mi? Kanaatimizce hayır. Zira, burada tanımlanan İsa, İncillerin her fırsatta sevgi ve bağışlama mesajını vurgulayan İsa'sından ziyade, XX. yüzyıl holokostunun mimarı Hitler'i anımsatmaktadır.

Burada haklı olarak şu tespitin de yapılması yerinde olur: Falwell ve benzeri Hıristiyan fundamentalistlerin, bir yandan İslamı, Hz. Muhammed'i ve Müslümanları şiddet ve terör yanlısı olmakla itham ederken, diğer yandan İsa ile ilgili çizdikleri bu profil ve dünyanın sonuna ilişkin tasarımları, kendi söylemlerindeki açık bir çelişki olarak su yü-züne çıkarmaktadır.

Bununla birlikte, Hallsell'in kitabında verilen, bu Hıristiyan fundamentalistlere ilişkin bilgiler dikkate alındığında, bunların, Kitabı Mukaddes öngörüleri bağlamında gerçekleşmesini bekledikleri ve kişisel olarak yaptıkları kat-kılarla bizzat destekledikleri şiddet eylemlerini, şiddet ve terör bağlamında değerlen-dirmedikleri, bunları, dünyanın sonuna ilişkin tanrısal bir takdir olarak gördükleri ve muhtemelen, ortaçağdan itibaren çeşitli Hıristiyan teologlarca dile getirilen "haklı savaş ve şiddet" bağlamında gördükleri anlaşılmaktadır. Peki, Hallsell'in, haklı olarak "Armagedon teologları" adını verdiği bu Hıristiyan fundamentalist liderlerin, vaaz ve söylemlerinde ön plana çıkardıkları dünyanın sonuna yönelik bu olaylarda, kendi rolleri ne olacaktır?

Kitapta, bu soruya cevap olan ilginç ve bir o kadar da korkutucu bilgiler yer almaktadır. Falwell ve benzeri fundamentalistler, Pavlus döneminden beri sürekli olarak beklenen Mesih'in yeryüzüne gelişi hadisesinin bu çağda, kendi yaşamları esnasında olacağını düşünmektedirler. Onlara göre, kutsal metinlerde işaret edilen buna yönelik kehanetler birer birer vuku bulmaktadır. Kendileri İsa'nın yeryüzüne gelişine tanıklık edecek ve ona katılarak kötülere karşı verilecek son mücadelede Rabbin safında yer alacak kişiler olarak seçilmişlerdir.

Dolayısıyla bu zamanda en önemli şey, buna inanmak ve hazırlık yapmaktır. Buna inanmayanların tümünü -isterse sıradan bir Hıristiyan olsunlar- ebedi bir ceza beklemektedir. (s. 50) Dünyanın sonuna yaklaşıldığında İsrail merkezli olarak çıkacak savaşlarda, insanların üzerine gökten ateş ve kükürt (onlar bunu açıkça nükleer bir savaş olarak yorumluyorlar) yağacak ve atların gemlerine kadar yükselen kan oluk oluk akacaktır. (s. 33) Fundamentalist Hıristiyanlar, tüm bu olayların hemen öncesinde, ilahi âlemlere yükseltilecekleri ve yeryüzünde gerçekleşecek bu türbülasyonun etkisinden korunacakları kanaatindedirler. Buna göre onlar, aşağıda vuku bulan katliamı, şiddet ve terörü, yükseldikleri ilahi âlemin kapalı tribünlerinden izleyeceklerdir. (s. 49) Dolayısıyla yeryüzünde şiddet ve nefretin artması, kan ve göz-yaşının çoğalması kötü bir şey değil, yaklaşan Mesih döneminin ve kendilerine ilişkin iyi geleceğin habercisidir.

Hallsell, bu fundamentalist Hıristiyanların yalnızca bu inanç ve beklenti içinde olmakla yetinmediklerini, zaman zaman bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi için bizzat inisiyatifi ellerine aldıklarını ve akıl almaz şiddet ve terör hadiselerine giriştiklerini ya da bunları planladıklarını da örneklerle anlatmaktadır. İsa'nın gelişinden önce olacağı öngörülen, Kudüs'te Üçüncü Tapınağın inşasını sağlamak amacıyla inşa alanında bulunan Mescidi Aksa'nın yıkımı için sabotaj planlamak (s. 77-8), dünyanın çeşitli bölgelerinde toplu ölümlerle sonuçlanan şiddet eylemleri organize etmek (s. 22-4), İsrail ve Yahudilerce Müslümanlara yönelik şiddet ve baskıyı her zeminde desteklemek (s. 96) ve benzeri örnekler, bu fundamentalistlerin Mesih'in geliş sürecini hızlandırmak amacıyla giriştikleri veya destek verdikleri şiddet eylemlerinin boyutlarını ortaya koymaktadır.

Tarihteki birçok büyük çatışmanın, savaşın, -her ne kadar bunlar çeşitli sosyo-kültürel ve siyasal artalanlara dayanmış olsalar da- bazı kişilerin veya olayların çaktığı kıvılcım-larla ateşlendiği göz önüne alındığında, dünyanın sonunun ve Mesih döneminin bir an önce gelmesi için adeta yanıp tutuşan bu fanatik fundamentalistlerin tavırları insanı ür-kütmektedir. Zira onların, bizzat yaptıkları, destekledikleri veya teşvik ettikleri birçok şiddet eylemi gibi, kutsal metinlerde öngörüldüğüne inandıkları küresel bir çatışmayı tetiklemekten geri durmayacakları âşikardır. Hatta bunların, Vahiy kitabında işaret edildiğini düşündükleri nükleer bir savaşın öncülüğünü yapmaları işten bile değildir.

Hallsell'in, bu fundamentalistlerin Batı (özellikle de ABD) toplumundaki siyasal, eko-nomik ve sosyal etkileri ve güçleri hakkında verdiği bilgiler de ürkütücüdür. Buna göre yalnızca ABD'deki fundamentalistlerin sayısı elli milyonu bulurken, dünyanın sonunun geldiğini duyurmaya çalışan bin iki yüzden fazla milenyumcu tarikat vardır. (s. 21-2) Ayrıca Reagan gibi ABD başkanlarının da aralarında bulunduğu birçok etkin ve etkili siyasal lider Armagedon teolojisini desteklemekte (s. 125-6) ve Armagedon Savaşı'nın kendi yaşamları esnasında olacağını düşünmektedirler. (s. 29-33) Ayrıca bu fundamentalist ve evanjelik Hıristiyan akımlar, Hıristiyan olmayan ülkelerde de yoğun faaliyette bulunmaktadırlar. Öyle ki Protestan misyonerlerin yaklaşık yüzde doksanının bunlardan oluştuğu belirtilmektedir. (s. 57)

Yazar, çalışmasının sonunda herkesi "savaşçı bir tanrı" ile "evrensel sevgi ve barış tanrısı" arasında bir tercih yapmaya çağırıyor. (s. 141) Falwell ve benzerlerinin, bu ter-cihi, birincisinden yana kullandıkları kesin. Ancak dünyanın sevgi, barış, hoşgörü ve karşılıklı saygının egemen olduğu daha yaşanabilir bir yer olmasını amaçlayanların ise -Müslümanıyla ve Hıristiyanıyla- tercihlerini sevgi ve esenlik tanrısından yana kullan-maları kaçınılmaz...

Hallsell'in kitabı, yaşadığımız dünyada bizleri de şu ya da bu şekilde içine alan küresel şiddetin ve bunu besleyen, buna yasallık zemini hazırlayan dinsel inanışların/metinlerin anlaşılması ve şiddet ve kaosun tozu dumanı arasında "kimin elinin kimin cebinde" olduğunun daha iyi tahlil edilmesi açısından mutlaka okunması gereken önemli bir çalışma.(Grace Hallsell; Tanrıyı Kıyamete Zorlamak; çev. Mustafa Acar-Hüsnü Özmen; Kim Yayınları, 2002, 159 s.) / Prof.Dr. Şinasi Gündüz (www.dinlertarihi.com)

Dolayısıyla bu zamanda en önemli şey, buna inanmak ve hazırlık yapmaktır. Buna inanmayanların tümünü -isterse sıradan bir Hıristiyan olsunlar- ebedi bir ceza beklemektedir. (s. 50) Dünyanın sonuna yaklaşıldığında İsrail merkezli olarak çıkacak savaşlarda, insanların üzerine gökten ateş ve kükürt (onlar bunu açıkça nükleer bir savaş olarak yorumluyorlar) yağacak ve atların gemlerine kadar yükselen kan oluk oluk akacaktır. (s. 33) Fundamentalist Hıristiyanlar, tüm bu olayların hemen öncesinde, ilahi âlemlere yükseltilecekleri ve yeryüzünde gerçekleşecek bu türbülasyonun etkisinden korunacakları kanaatindedirler. Buna göre onlar, aşağıda vuku bulan katliamı, şiddet ve terörü, yükseldikleri ilahi âlemin kapalı tribünlerinden izleyeceklerdir. (s. 49) Dolayısıyla yeryüzünde şiddet ve nefretin artması, kan ve göz-yaşının çoğalması kötü bir şey değil, yaklaşan Mesih döneminin ve kendilerine ilişkin iyi geleceğin habercisidir.

Hallsell, bu fundamentalist Hıristiyanların yalnızca bu inanç ve beklenti içinde olmakla yetinmediklerini, zaman zaman bu beklentilerin gerçeğe dönüşmesi için bizzat inisiyatifi ellerine aldıklarını ve akıl almaz şiddet ve terör hadiselerine giriştiklerini ya da bunları planladıklarını da örneklerle anlatmaktadır. İsa'nın gelişinden önce olacağı öngörülen, Kudüs'te Üçüncü Tapınağın inşasını sağlamak amacıyla inşa alanında bulunan Mescidi Aksa'nın yıkımı için sabotaj planlamak (s. 77-8), dünyanın çeşitli bölgelerinde toplu ölümlerle sonuçlanan şiddet eylemleri organize etmek (s. 22-4), İsrail ve Yahudilerce Müslümanlara yönelik şiddet ve baskıyı her zeminde desteklemek (s. 96) ve benzeri örnekler, bu fundamentalistlerin Mesih'in geliş sürecini hızlandırmak amacıyla giriştikleri veya destek verdikleri şiddet eylemlerinin boyutlarını ortaya koymaktadır.

Tarihteki birçok büyük çatışmanın, savaşın, -her ne kadar bunlar çeşitli sosyo-kültürel ve siyasal artalanlara dayanmış olsalar da- bazı kişilerin veya olayların çaktığı kıvılcım-larla ateşlendiği göz önüne alındığında, dünyanın sonunun ve Mesih döneminin bir an önce gelmesi için adeta yanıp tutuşan bu fanatik fundamentalistlerin tavırları insanı ür-kütmektedir. Zira onların, bizzat yaptıkları, destekledikleri veya teşvik ettikleri birçok şiddet eylemi gibi, kutsal metinlerde öngörüldüğüne inandıkları küresel bir çatışmayı tetiklemekten geri durmayacakları âşikardır. Hatta bunların, Vahiy kitabında işaret edildiğini düşündükleri nükleer bir savaşın öncülüğünü yapmaları işten bile değildir.

Hallsell'in, bu fundamentalistlerin Batı (özellikle de ABD) toplumundaki siyasal, eko-nomik ve sosyal etkileri ve güçleri hakkında verdiği bilgiler de ürkütücüdür. Buna göre yalnızca ABD'deki fundamentalistlerin sayısı elli milyonu bulurken, dünyanın sonunun geldiğini duyurmaya çalışan bin iki yüzden fazla milenyumcu tarikat vardır. (s. 21-2) Ayrıca Reagan gibi ABD başkanlarının da aralarında bulunduğu birçok etkin ve etkili siyasal lider Armagedon teolojisini desteklemekte (s. 125-6) ve Armagedon Savaşı'nın kendi yaşamları esnasında olacağını düşünmektedirler. (s. 29-33) Ayrıca bu fundamentalist ve evanjelik Hıristiyan akımlar, Hıristiyan olmayan ülkelerde de yoğun faaliyette bulunmaktadırlar. Öyle ki Protestan misyonerlerin yaklaşık yüzde doksanının bunlardan oluştuğu belirtilmektedir. (s. 57)

Yazar, çalışmasının sonunda herkesi "savaşçı bir tanrı" ile "evrensel sevgi ve barış tanrısı" arasında bir tercih yapmaya çağırıyor. (s. 141) Falwell ve benzerlerinin, bu ter-cihi, birincisinden yana kullandıkları kesin. Ancak dünyanın sevgi, barış, hoşgörü ve karşılıklı saygının egemen olduğu daha yaşanabilir bir yer olmasını amaçlayanların ise -Müslümanıyla ve Hıristiyanıyla- tercihlerini sevgi ve esenlik tanrısından yana kullan-maları kaçınılmaz...

Hallsell'in kitabı, yaşadığımız dünyada bizleri de şu ya da bu şekilde içine alan küresel şiddetin ve bunu besleyen, buna yasallık zemini hazırlayan dinsel inanışların/metinlerin anlaşılması ve şiddet ve kaosun tozu dumanı arasında "kimin elinin kimin cebinde" olduğunun daha iyi tahlil edilmesi açısından mutlaka okunması gereken önemli bir çalışma.(Grace Hallsell; Tanrıyı Kıyamete Zorlamak; çev. Mustafa Acar-Hüsnü Özmen; Kim Yayınları, 2002, 159 s.) / Prof.Dr. Şinasi Gündüz (www.dinlertarihi.com)

 
alt_banner