ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

YAHUDİ-HIRİSTİYAN KÜRESEL YAYILMACILIĞININ BİR BAŞKA AÇIDAN İZAHI
Selim ULUSAL

Ne kadar medeni, gelişmiş olsa da özellikle Türkiye ve genel olarak İslam dünyası Yahudi-Hristiyan küresel yayılmacılığının dini, siyasi, mali sistemleri içersinde asimile olmadıkça iyi ilişkiler geliştirmek üzere ortaya konacak tüm çabalara rağmen hoşnutluklarını kazanmak mümkün olmayacak. Onların bitmeyen talepleri doğrultusunda gerçekleştirilecek hamleler yine de aralarında onurlu bir yer edinmeye yetmeyecek; 'Sen onların milletlerine (dinlerine) tabi olmadıkça ne Yahudiler, ne de Hıristiyanlar senden asla hoşnut da olmazlar. De ki: 'gerçekten asıl yol, Allah'ın hidayetidir. And olsun ki, sana vahiyle gelen bu kadar ilimden sonra, bilfarz onların arzu ve heveslerine uyacak olsan Allah'tan sana ne bir dost bulunur nede yardımcı' (Bakara120)

Tarihte ve yaşadığımız son durumda siyasi, dini, ideolojik hareketler, ulusların ya da insanlığın kaderini değiştirmek, dünyayı daha yaşanası kılmak vaatleri ve 'büyük' projelerle karşımıza çıkar, ülkelerde kıtalar ötesinde propagandalarının etkisiyle kendilerine sevdalanmış kitleler bulurlar. Mesela komünizm cenneti, mesela Amerikan rüyası, mesela Yeni Dünya Düzeni ve Büyük Orta Doğu projesi gibi; 'İnsanlar içinden kimileri de vardır ki, dünya hayatı hakkında sözleri seni imrendirir. Bir de kalbindekine Allah'ı şahit tutar. Halbuki o, İslam düşmanlarının en yamanıdır.' (Bakara 204). Gerek Avrupa Birliği gerek A.B.D, İMF ya da Dünya Bankası gibi her ne isim altında olursa olsunlar Yahudi-Hıristiyan genel çerçevesi içinde batılı kurumların dünyada ekonomik, askeri ve siyasi iktidar mücadelesi Afrika'dan Asya'nın doğusuna kadar İslam coğrafyasına yönelmiştir. Zaten kaynakları ve stratejik önemi bakımından başka türlüsü emperyalizm açısından mantıklı görünmemektedir.

'Yeni Dünya Düzeni', 'Küreselleşme', 'Kapitalizm' ya da çoktan tarih olmuş Komünizm, 'insanlar içinden kimileri'nin 'dünya hayatı hakkında sözleri'dir. Ancak dünyanın iktidarı elerine geçtiğinde kaynakları talan etmek, siyasal ve ekonomik krizler, etnik kavgalar çıkararak kargaşadan menfaat temini yoluna giderler. Belki de gelişen teknolojinin yardımıyla nesilleri iktisadi, biyolojik, kimyasal ya da radyoaktif yöntemlerle aşamalı olarak ve çok sinsice yok ederler; 'İş başına geçti mi yeryüzünde bozgunculuk çıkarmak, ekini ve nesli yok etmek için koşar. Allah da fesadı sevmez' (Bakara 20)

Emperyalistler Dünyanın kaynaklarını talana koyulmuşlardır. Tabi kaynakların yüzde 76'sı Üçüncü Dünya ülkelerinde bulunduğu için bu yağmadan en fazla onlar zarar görmektedirler. 15 milyonu çocuk olmak üzere 30 milyon insanın her yıl öldüğü bu ülkelerde nesil gerçekten yok edilmektedir (Roger GAURİDİ, Amerikan Efsanesi). Amerika'nın en gelişmiş haliyle temsil ettiği batının iktisadi sistemi tüm Dünyayı kuşatırken çevre felaketi yaşanmakta; ozon tabakası delinmekte, atmosfer ısınmakta, buzullar erimekte. Ayrıca Irak gibi memleketlerde etnik bölünmeler oluşturulmakta ve kaynaklar batılı şirketler tarafından talan edilmektedir.
Güç ve tüm imkanların aslında sonsuza dek insanın elinde olamayacağı insanın ilim ve gücünün tüm gelişmesine rağmen Tanrı'nınki ile kıyaslanamayacağı ve cüzi kalacağı akıl yoluyla da vahiy yoluyla da ortaya konmaktadır; ' Karun Musa'nın kavminden idi de onlara karşı azgınlık etti. Ona öyle hazineler vermiştik ki, anahtarları güçlü kuvvetli bir bölüğe ağır geliyordu. O vakit kavmi ona şöyle dedi: 'şımarma, çünkü Allah (şımaranları) sevmez'.(Kasas 76).

Gelinen güç seviyesinin emperyalizme evrimleşmesi istenmemektedir ve insanların bir kısmının kendilerine daha fazla imkan verilmiş olmasının diğerlerini sömürme hakkını da beraberinde taşımadığı, ancak yönetme hakkını taşıyabileceğini ve bunun da imtihan konusu olduğunu en azından mantıksal olarak kabuk etmek gerekir; ' Allah'ın verdiğinden sen( yolunda harcayarak) ahiret evini ara ve dünyadan da nasibini unutma. Allah'ın sana ihsan ettiği gibi sen de ihsan et ve yeryüzünde fesat arzulama. Çünkü Allah fesat çıkaranları sevmez'. (Kasas 77).

Eriştikleri bilgi ve teknoloji düzeyi ile geride bırakmış oldukları tüm memleketlerin kaynaklarını sömürge mantığıyla talan etmek isteyenler bu hakka doğal olarak sahip olduklarını düşünmektelerse de ('Karun ise, 'o (servet), sırf bendeki bilgi sayesinde bana verildi.' dedi.' (Kasas 78)) dünyada iktidar vasıtalarını ele geçirmiş bu bozguncuların tüm zenginliğine ve debdebeye rağmen zaafları vardır. Beşer için yenilmezlik yoktur ve Tanrı kendine karşı savaşanların böyle bir şanslarının olmadığını bildiriyor; 'Derken biz onu hem de sarayı ile birlikte yere geçir verdik.....' (Kasas 81)

Müslümanlar aleyhinde Yahudilerin, Mekkeli puta tapan Araplarla anlaşma imzalamalarına ilişkin olarak indiği rivayet edilen ayet, İslamın karşısında durmayı tercih edenlerin güvenilmezliği üzerinedir; 'Onlar, kendileriyle antlaşma yaptığın her defasında anlaşmalarını bozar ve bundan hiç çekinmezler.' ( Enfal 56 )

Yine puta tapan Araplara ilişkin indiği bildirilen ayetlerden birinde onlarla yapılan antlaşmalara güvenilmemesi gerektiğini, şartlar arzu ettikleri gibi geliştiğinde tüm anlaşmaları tek taraflı ve hukuksuz bir şekilde iptal edeceklerini bildiriyor; ' Onlarla nasıl antlaşma olabilir ki, aleyhinize ellerine bir fırsat geçse, hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler ne de bir yemin. Dil ucuyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Fakat kalpleri o kadarına da razı olmaz, çekinir durur. Zaten onların çoğu insanlıktan çıkmış fasıklardır' (Tevbe 8)

Kuran, gayri Müslimlerden putperestler ve ehli kitap arasında fark gözetmekte ve hatta ehli kitaptan Yahudi ve Hıristiyanların da Müslümanlara mesafesine dair yorum sunmaktadır. Ancak ehli kitabın da Allah'a babalık, İsa'ya tanrılık yakıştırmakla kafir olduklarını anlamamıza neden olan ayetler var; ' Muhakkak ki, ' Allah, Meryem oğlu İsa Mesih'tir' diyenler kafir olmuşlardır...' (Maide 17). Tüm kafirler ise ahıret itibarı ile tek kalemde birleştiriliyor ve '…. Onlar insanların en şerlileridirler.' (Beyyine 6)

Antlaşmaların karşı taraf için soluklanma aralıkları temin ettiği en azından öyle algılandığını, örtülü taarruzun devam ettiğini düşünmemiz gerekiyor; 'Haberin olsun ki, onlar hep hile kuruyorlar' (Tarık 15). Ancak örtülü mücadeleye aynıyla cevap verilmesine işaret ediliyor; 'Ben de hilelerine karşı hile kurarım' (Tarık 16)

Gelişmeler üzerine şartları uygun görerek antlaşmaya rağmen açık ya da örtülü şekilde karşı cephede yer alacağı ihtimali olanlara karşı antlaşmayı fes edebilirsiniz; 'Eğer bir kavmin hıyanetinden endişe edersen, öncelikle antlaşmayı bozduğunu kendilerine bildir. Çünkü Allah hainleri sevmez.' (Enfal 58)

Buna rağmen antlaşmalara bağlılık gösterenlerin ayırt edilmesi ve kendilerine karşı düşmanlık edilmemesi öngörülmektedir; 'Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden size olan ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinizde hiçbir kimseye yardımda bulunmamış olanlar bunun dışındadır. Siz de bunlara müddetlerine kadar ahitlerinizi tamamen yerine getiriniz. Muhakkak ki Allah, müttakileri sever.' (Tevbe 4)

Tüm ittifaklarına ve hilelerine karşın savaş kabiliyetinin canlı tutulması ve donanımın hazır olması gerekiyor; ' Siz de, onlara karşı gücünüzün yettiği her kuvvetten ve cihat için beslenen atlardan hazırlık yapın ki, onunla hem Allah'ın düşmanlarını hem kendi düşmanlarınızı, Allah'ın bilip te sizin bilmediğiniz daha başkalarını korkutasınız. Allah yolunda her ne harcarsanız onun sevabı size eksiksiz ödenir ve asla haksızlığa uğratılmaz, hiçte ziyan etmezsiniz.' (Enfal 60)

Ama yeryüzünde kargaşa ve bozgunculuk değil de düzen ve barış isteyen, önceki kitapları bile insan vehimlerinden korumayı hedefleyen Kuran, yine de barışa açık kapı bırakır; 'Eğer onlar barıştan yana olurlarsa sende barıştan yana ol! Ve Allah'a tevekkül et. Çünkü işiten bilen ancak odur' (Enfal 61)

İnsan oğlu çeşitli kriterlerle işleyen yakınlık derecelerine göre (kan, düşünce , ideoloji...) genişleyen halkalar içinde benzerleri ile yardımlaşmaya eğilimlidir. Şayet siz de bu dayanışmayı yerine getirmezseniz dengeler alt üst olur bir tarafın ilerleyişinin önüne geçilmez; 'Kafirler de birbirlerinin dostları ve yardımcılarıdırlar. Eğer siz de öyle yapmazsanız, yeryüzünde bir fitne bir fesat çıkar.' (Enfal 73).

Belki de AB ya da Siyonizm, ya da üçlü ittifak, belki diğerleri alır başını yürür. Nitekim gerek AB ve gerek A.B.D'nin düşünce, ideoloji, dinsel bakımından kurucusu ve gerçek sahibi, efendisi olduğu kabul edilen Masonluk çevresindeki organizasyonlar, İslam ve Müslüman uluslara ilişkin politikalarında yaklaşım ve eylem birliği içindedirler. Avrupa Birliği'nin tarihsel süreç içinde düşünce ve aktif eylemlerle gerçekleşmesini sağlayan Mason eksenli örgütler her ne kadar birleşik Hıristiyan Avrupa'yı kurdularsa da bu Hıristiyanlık Katolik Roma kilisesinin Hıristiyanlığı ya da Ortodoks Hıristiyanlığı olmayıp Katolik kilisesi tarafından orta çağ boyunca dışlanmış olan mezhep ya da tarikatlerle yürüyen Hıristiyanlıktır.

Katolik kilisesinin en Katolik savunucusu olan Fransa monarşisinin 1789 Fransız İhtilaliyle yıkılması ile Avrupa'da monarşi ve kiliseye karşı verdiği savaşın ilk büyük zaferini kazanan Masonluk ve Masonluk ortak havuzunda organize olup hayat bulmuş olan kilise dışı Hıristiyanlık ile okült hareketler Avrupa ve Amerika'nın gerçek egemenleridirler. Dünyanın egemenleri olmak iddiasındadırlar.

Tüm bu güçlerin Avrupa'da ve Amerika'da iktidarı ele almakla sonuçlanacak tarihi ve gizli yürüyüşleri yine dünyaya egemen olmak nihayi gayesi ile ve kendileri gibi gizli büyüyen Siyonizm ile paralel olmuştur. Siyonizm de dünya egemenliğine yürümektedir. Bir farkla ki, Siyonizm alenen Yahudi milliyetçiliği üzerine kurulmuştur. Ancak hatırlanacağı üzere Masonluk bir Siyonist yan kuruluşu olarak değerlendirilmektedir. Her şey bir yana Masonluk, Siyonizm, Tapınakçılık ve daha niceleri tarihte köken itibarı ile Yahudi ilahiyatından alınan dogmalarla düşünsel anlamda kurulmuş ve Yahudi mitosu ile beslenmişlerdir. 'Yahudi Komplosu' iddiasını ciddiye almak mı gerekiyor acaba? Muharref, hurafeye dönmüş, insan müdahaleleri sonucunda Tanrı sözünden başka bir şeye dönüşmüş, batıl teolojik dökümanlardan derlenen mitoslar küresel boyutlara ulaşmış organizasyonların dogmalarını oluşturuyorlar.

Kafirlerin dost edilmemesi bildirilmekle birlikte siyasi, ekonomik, politik, stratejik ilişkilere yol verilmektedir. Şartların değerlendirilmesi sonucu antlaşmalar, ittifaklar blok dayanışmaları düşünülebilir; 'Müminler, müminleri bırakıp ta kafirleri dost edinmesin. Her kim bunu yaparsa, Allah'tan ilişiği kesilmiş olur. Ancak onlardan bir korunma yapmanız başka. Allah sizi kendisinden korkmanız için uyarır.' (Ali İmran 28)

Hıristiyan ve Yahudilerle ya da genel olarak gayrimüslimlerle ilişkileri sınıflandırıp sınırlarına dair hükümler veren ayetlerde Müslümanlara diğerlerinin tercih edilmesi kınanmaktadır; 'Ey iman edenler, Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin. Onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz onlardan sayılırlar. Allah ise zulmedenleri doğru yola çıkarmaz'( Maide 51).

Gayrimüslimler ya da Hıristiyan ve Yahudilerle ilişkiler hakkında indirilen ayetlerin yanında gayri müslim olmaktan daha ötede bulunan; Müslümanlara ilişkin tutumları düşmanlık olarak netleşenler hakkında ayetler olduğu gibi Müslümanlara karşı saldırganlığı olmayan gayrimüslimler hakkında da ayetler inmiştir. Hayata bakışımızın, stratejimizin bir ayağını da bunlarda bulacağız.; ' Ey inananlar , benim de düşmanım, sizinde düşmanınız olan kimseleri dost edinmeyin.....' (Müntehine 1)

İşte gayri müslimler ve Müslümanlara karşı tutumları hakkındaki hükümler nihayet detaylanarak anlam bütünlüğüne ulaşmamızı sağlamaktadır; 'Allah sizi, ancak sizinle din hakkında savaşan, sizi yurtlarınızdan çıkaran ve çıkarılmanız için yardım eden kimselerle dost olmaktan men eder. Kim onlarla dost olursa işte zalimler onlardır.( Müntehine 9)

Üçlü ittifak ve Avrupa Birliği gibi blok hareketleri tarafından kıskaca alınan Türkiye'nin durumu hakkında düşünceler geliştirmemize sebep olan ayetlerin ışığında, Müslümanlara tutumları düşmanlıktan uzak olan gayri Müslimlerle ilişkilerin siyasetten ileri de gidebileceğini anlıyoruz; 'Allah sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayan kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez,, çünkü Allah adalet yapanları sever.' (Mümtehine 8) En yakın örnekler olarak Osmanlı tarihinde imparatorluğun Asya topraklarında yaşayan Ermeni, Rum ve Gürcü halklarının yüzyıllar içinde yukarıdaki ayetlere uygun olarak soykırımlar yaşamaksızın tam bir dini, kültürel ve iktisadi hürriyet içinde yaşamış olmaları hatırlanmalı. Aynı yüzyıllarda İspanya'da Endülüslü Müslümanlara ve Yahudilere, Hıristiyanlar tarafından sürgün ve katliam uygulanmaktaydı.

Avrupalıların Selçuklulardan itibaren Anadolu'dan islamiyeti ve Türk varlığını söküp atmak için verdiği 'haçlı' mücadelesi, Siyonizmin doğal olarak Avrupalıların yanında yer almasıyla daha da karmaşık boyutlar kazanarak şimdiki durumuna gelmiştir ve denilebilir ki, Avrupalılar ve Siyonistler son durum itibarı ile epey yol kat etmişlerdir. Osmanlılar Avrupa ve Afrika'dan çıkarılmış, bilindiği şekliyle tüm petrol bölgelerinden atılmakla kalmamış ekonomik imtiyaz sahibi olmasına da izin verilmemiştir. Kudüs merkez olmak üzere Ortadoğu'da Müslümanların hakimiyetine Birinci Dünya Savaşı ile son verilmiş, ancak siyasi sınırları düzenlenmiş bağımlı ülkelere müsaade edilmiştir.

Menfaatleri ve idealleri örtüşen Siyonizm-İngiltere-Amerika üçlüsünün en azından Irak konusundaki dayanışması bile çok sade ve yalın bir örnek olarak göstermektedir ki, dünyanın kaynaklarına ve başlıca da İslam coğrafyasına karşı Yahudi ayağını Siyonistlerin, Hıristiyan ayağını da Amerika ile İngiltere'nin oluşturduğu Yahudi-Hıristiyan ittifakı vardır.
Yahudi-Hıristiyan ittifakı yalnız menfaatler üzerine kuruludur. Çünkü 'aralarına kin ve düşmanlık' sokulmuş bu iki taraftan Yahudilerin Hıristiyanlarca kendilerine uygulanmış katliamlardan dolayı alınacak intikamları vardır. Buna rağmen 'insanların mallarını haksız yere yiyen Hıristiyan papazları ve Yahudi hahamları' bugün eğer Avrupalı ve Siyonist emperyalistlerin yönetim kadroları olarak iş başındaysalar menfaatleri gereği 'birbirlerinin dostudurlar'.

Üçlünün dışında kalan AB üyesi ülkelerden pek çoğu ise İslam dünyasındaki sömürgeleştirme, kaynakların talan edilmesi ve Türkiye'nin Birinci Dünya Savaşı'nda yarım kalan tasfiyesi gibi konularda yine 'birbirlerinin dostudurlar'. Hem de 'haberin olsun ki, hep hile kuruyorlar'. Mücadelenin en azından eşit vasıtalarla yürümesi için 'hilelerine karşı hile' kurmaya ise zaten izin verilmiştir. Ancak 'ahitlerinde hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinizde hiç kimseye yardımda bulunmamış olanlar' ile yapılmış anlaşmalardan dolayı 'ahitlerinizi' yerine getirmeniz isteniyor. Fakat böyle istisna kaydı tutulmakla birlikte başlıcaları için geçerli olmak üzere ' onlarla nasıl antlaşma olabilir ki'. Birinci Dünya Savaşı ile yaşanan kayıplardan sonra Kurtuluş Savaşı ve antlaşmalar neticesinde 'medeni' dünyada yerini alan Türkiye'yi tasfiye planlarını tüm antlaşmalara rağmen yürütmektedirler; 'kendileri ile antlaşma yaptığın her defasında anlaşmalarını bozar ve bundan hiç çekinmezler'. Şartların uygun düştüğü takdirde 'ellerine fırsat geçse hakkınızda ne bir antlaşma gözetirler nede yemin.'

Küçücük parçalara ayırmayı beceremedikleri bir Türkiye'yi aralarında ne yapsınlar? Kendileri Birleşik Avrupa'ya giderken Türkiye'yi ufaltmaya çalışmaları net bir şekilde göstermektedir ki, Türkiye'nin üyeliğini değil planları doğrultusunda küçültülmüş bir Türkiye istemektedirler. Alevilerin ve Kürtlerin azınlık olarak telaffuz edilmesi ve ülkede 40 milyonun üzerinde azınlık bulunduğu şeklindeki yorumlar Sevr gayretinin perdelenmiş olarak devam ettiğine dikkatimizi çekmeli.

'Her şey zıddı ile kaimdir' ve mademki her şey zıddı ile karşıt olarak vardır öyleyse A.B.D'nin de, AB'nin de, Siyonizmin de zıddı vardır ve tabi ki Avrasya hareketinin de. Tüm bu kadar karışık hesaplar arasından sıyrılmak zor görünmekte ve yılgınlık telkin etmektedir ama yılmak kaybetmeyi hızlandırır; zor olması ise işin doğasında vardır ve zorun zıddı da kolaylıksa 'demek ki, zorlukla beraber bir kolaylık vardır'(İnşirah 5). Madem ki, islamın peygamberi, 'iki şey arasında muhayyer bırakıldığımda günah olmadıkça kolay olanı seçerim' buyurmuş; Pekiştirerek 'din kolaylıktır' demiş, 'düşmana silahıyla mukabele edin' buyurmuş; silahların ve yöntemlerin çok değiştiği ve geliştiği zamanımızda doğrudan yöntemler silah olarak kullanılıyorsa ve 'haberin olsun ki, hep hile kuruyorlar' ise 'bende hilelerine karşı hile kurarım'. Zaten siyaset hileler üzerine kurulu değil mi?

Haçlı mücadelesi, ticaret yolları ve stratejik güzergahlar üzerinde büyüyen Osmanlıların ilerleyişi ile paralel yeni politik, stratejik, ekonomik boyutlar kazanarak devam etmiştir. Hıristiyanlıkça da kutsal olan yerlerin Müslümanlardan kurtarılması iddiası, Papalık kurumunca Avrupalı halklardan ordular oluşturmak için öne sürülmüş dinsel propaganda olmakla birlikte, kraliyet sarayları nezdinde doğu ülkelerinin zenginlikleri ve ticaret yolları daha önemli gerekçelerdi. Şimdi doğunun zenginlikleri gerekçe olarak varlığını daha güçlü bir şekilde sunmaktadır; baharat, ipek, altın, gümüş değil çok daha önemlisi petrol ve bunun yanında doğal gaz doğunun başlıca zenginlikleri olarak batının doğuya yönelik mücadelesinin gerekçeleridir.

Stratejik güzergahlar daha da önem kazanmıştır. Emevilerden itibaren Akdeniz çevresinde zaten inisiyatifi ele alan Müslümanlar Selçukluların sahneye girişi ile Bizans'ı kesin olarak geri plana itmiş ve Osmanlı dönemi ile birlikte inisiyatif egemenliğe dönüşmüştür. Papalık öncülüğünde Avrupa'nın haçlı hareketini başlattığı Selçuklular dönemi ve sonrasında batıda bu günkü ABD ile kıyas olunacak bir imparatorluk yoktu. Bugün ise doğunun ham maddeye dayalı önemine binaen A.B.D-İsrail ittifakı Çin'e kadar tüm İslam dünyasını ikdisadi, siyasi, askeri alanlarda birleşiği durumuna getirmektedir. Bu durum ise bölgenin kaynaklarının sonuna kadar merhametsizce talan edileceği ve bölge kendi kaderine terk edileceği güne kadar süreceğe benzemektedir. Siyonist güç kutsal yerlerin Müslümanlardan ve Araplardan kurtarılması, Davut'un soyunun devletlerini yeniden kurması için yüzyıllarca besleyip büyüttüğü rüyayı idealizme dönüştürmüş ve Osmanlının çöküş sürecinde Avrupalıların yanında yer alarak bu ideali uygulamaya koymuş, denkleme dahil olmuştur. Şimdi Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'daki kaynakların ve stratejik bölgelerin durumu daha önemlidir, çünkü Amerika'nın her durumda yanında olacağı İsrail, oradadır ve Araplara ya da Müslümanlara karşın yaşatılması hatta büyütülmesi Amerika'daki Yahudi lobisinin A.B.D'den tartışmasız beklentisidir.

 

 
alt_banner