BİLİMCİ MUTASAVVIFLAR
Teknolojinin başdöndüren gelişmesi, pozitif/deneysel bilimlerdeki yeni buluşlar; tek başına, insanlığı huzur ve mutluluğa götürememiştir. Bilakis, insanlığın huzursuzluğunu daha bir kamçılamıştır.
Maddeten her türlü imkanın ayakları altına serildiği, özgürlük teraneleniyle insanların her istediğini ölçüsüz ve fütursuzca yapabildiği Batı toplumlarında yaşanan manevi (moral) huzursuzluk, bugün zirveye ulaşmıştır. Batı'ya özenen Doğu toplumları da, bu huzursuzluğu ve bunalımı, taklitleri derecesinde yaşamaktadırlar. Doğrusu; " insanlık hüsrandadır ." (Asr Sûresi, 2)
Bu hüsranın sebebi; insanın tek boyutuyla, görünen taraflarıyla algılanması ve göze batmayan gaybi boyutunun inkar ve ihmal edilmesidir. Üstelik, insanın asıl cevheri de manevi boyutunda gizlenmiştir. Yaratan'ın " kendi ruhundan üflediği " (Secde Sûresi, 9) nefha-i ilahi, insanın " çamurdan heykel varlığına Rabbanî " (Âl-i Imran S., 79) bir vasıf kazandırmıştır.
Kendini keşfeden insan, "öz cevher"inden Rabbine giden yolu bulur ve bütün varlığını o yola sevk ederek 'varlık' iddiasından kurtulursa Rabbanileşir ve gerçek huzura kavuşur. Böyle bir insan, fani olan şeylere aldanıp onlarla oyalanmaz. Elektronik aygıtlara, uçaklara ve füzelere değil, bir sineğe ve kelebeğe daha çok hayranlık duyar. Hayranlık duygusu, onu Rahman'a bağlar. Teknolojinin de, Allah'ın insanlara bir lütfu ve O'nun sübuti sıfatlarının bir tecellisi olduğunun şuurundadır o insan.
O insan öyle bir firasete ve basirete ulaşır ki, her zerrede Cenab-ı Hakk'ı seyreder. Çünkü o insan, Cenab-ı Hakk'ın tecellilerine mazhar olmuştur. Gerçek ilim de, bu değil midir; "kendini bilmek ve Hakk'ı bilmek..."
O bakımdan; insan-ı kamiller(mürşid-i kamiller), pozitif deneysel ilimlerle uğraşmayı meslek edinmek yerine; insanı tanımayı, insana Rabbini tanıtmayı, ona Rabbine giden emin yolu göstermeyi vazife bilmişlerdir. Onlar, insanlara; gururun, kibrin, ucubun, hasedin, buğzun; hasılı, bütün kötülüklerin esaretinden kurtularak âlemlerin Rabb'ine kulluğa, yani gerçek ve ebedi mutluluğa giden yolda rehberlik yapmışlardır ve yapmaktadırlar.
Bununla beraber, asıl vazifeleri olmamakla birlikte müsbet ilimlerde de önderlik yapmış, buluş sahibi nice mutasavvıflar olmuştur. Bilimci mutasavvıflara örnekler vermeden şunu belirtelim: Bazı mutasavvıflar öyle sembolik ifadeler kullanmıştır ki, bu ifadeler, asırlar sonra gelişen bilim sayesinde ancak anlaşılabilmiştir. Bundan da, o zatların ilmi bakış derinliklerini sezmek mümkündür.
"Mutasavvıflar özellikle Kimya ve Astronomiye çok önem vermişlerdir. Hatta denilebilir ki, Islam Bilim Tarihinde Kimya, Ebubekir er-Razi gibi kimseler dışta bırakılacak olursa, tamamen mutasavvıflarca geliştirilmiş bir bilimdir. Caferü's-Sadık ve Cabir Ibn Hayyan gibi ilk Müslüman Kimyacılardan, Ömer Şifâ'î ve Ali Bey Iznikî gibi son devir Kimyacılarına kadar hemen tüm Müslüman Kimyacılar mutasavvıf idi. Hâkeza, Müslüman Astronomların ve Astrologların çoğu da mutasavvıf idi." (Prof. Dr. Mehmet Bayraktar, Tasavvuf ve Modern Bilim, sh. 46)
Burada yine, bir hususu tesbit etmeden geçmeyelim. Şu sorunun cevabını bulmak yerinde olacaktır: Bilimci mutasavvıflar, acaba, daha çok neden Kimyada ve Astronomide (ve Astrolojide) yoğunlaşmış ve derinleşmişlerdir? Bu sualin cevabını, elbette o zevatın manevî(batınî) derinliklerinde bulabiliriz.
Onlar, gaiblerle olan irtibatlarının yakin derecesinde olması hasebiyle adeta "gâibleri kurcalayan birer çilingir" olarak diğer insanların gözle ulaşamadıkları Kimya ve Astronomi sahasındaki sırları(hikmetleri) keşfetmişlerdir. Bu alanlarla iştigal, " gaybe iman "ın (el-Bakara, 3) perçinleşmesi bakımından da son derece önemli ve ilginçtir.
O insanlar, kalp gözlerinin açılması sayesinde "eşyanın hakikati" ne vâkıf olmuşlar, bütün bir kainatı adeta avuçlarının içinde küçülen bir top misali seyretmişlerdir. Bir zerrede kainatın sırrını yakalayanlar da yine o Allah dostlarıdır...
Onlar, 'görünene razı olmamışlar,' "Ilm-i Ledün Sultanı" nı örnek ve rehber ittihaz ederek görünmeyen hakikatlere ulaşmışlardır.
Görünenle avunanlar ve kainatta olup bitenlerin zahirinde boğulan ufuksuz -sözüm ona- bilimciler ise, onları anlamaktan fersah fersah uzakta kalmışlardır. Halbuki pozitif bilimlerin tıkanan ufkunu açanlar da yine mutasavvıflar olmuştur. Somut örnekler mi istiyorsunuz? Işte:
Cabir İbn Hayyan (721- 815 M .)
Tüm Ortaçağ Kimyacılarının en büyüklerinden sayılan bu mutasavvıf Kimya'cı, Batılılarca "G eber " olarak tanınır. Batıda Kimya ve Simya çalışmaları, onun eserlerinin Latinceye ve diğer yerel dillere tercüme edilmesiyle başlamıştır. Onun, metallerin oluşumu hakkındaki 'civa-sülfür' temelli teorisi; modern Kimya'nın başlangıcı olan 18. yy'a kadar bütün dünyada değişmez bir teori olarak kabul edilmiştir. Dahası, sitrik ve nitrik asitleri ilk defa bulan, sülfirik asiti ilk hazırlayan da odur. Cabir Ibn Hayyan , Kimya'dan başka Matematik ve Astronomi ile de ilgilenmiş; Öklid'in " G eometri'nin Unsurları" isimli eseriyle, Batlamyus 'un "Almajisti" sine şerhler yazmıştır. Ayrıca Sokrat , Eflatun ve Aristo felsefeleriyle de ilgilenmiştir. Mantık ve şiir üzerine birer eseri de vardır.
Caferu's-Sadık (Öl. 759 M .)
Halid Ibn Yezid (Öl.708) 'den sonra Islam Âleminde ikinci Kimyacı sayılır. Cabir Ibn Hayyan 'ın her konuda olduğu gibi Kimyada da hocası olan mutasavvıftır. Şiiler onu 11. veya 13. Imam kabul ederler.
Zünnûn el-Mısrî (Öl. 859 M .)
'Cabirci Kimya' ekolüne dahil meşhur bir mutasavvıf Kimyacıdır. Tasavvufta "Haller" ve "Makamlar" arasında ilk ayrımı yapan kişidir. Kimya ve Simya konusunda eserleri bilinmektedir.
Şahin el-Halvetî
Bir Halveti şeyhi olarak Mısır'da, devrinin en meşhuru idi. En-Nablûsî 'nin bildirdiğine göre; şeyh, yaşlılığında kendini o kadar kimyasal deneylere vermişti ki, müridleri onu terk ederek başka bir Halveti şeyhi olan Şemseddin Muhammed Demirtaş 'a bağlanmışlardı.
Abdurrahman es-Sûfî (903- 986 M .)
Astronom mutasavvıfların en meşhurudur. Sabit yıldızlar üzerine yaptığı çalışmalarıyla ünlüdür. Sabit yıldızların bir kataloğu sayılan "Kitâbü'l-Kevâkibi's-Sâbite" isimli eseri bu sahadaki üç şaheserden birisidir. Diğerleri, Ibn Yunus 'a ve Uluğ Bey 'e aittir. Es-Sufi , bazı astronomik sabitlerin yerlerini tayin ve takdir eden ilk kişidir ve eserinde gayet ilmi olarak yıldızların nûraniyet(ışıklılık)lerinin çok uzun periyodlu değişmelerini de tetkik etmiştir.
Gazali (1055- 1111 M .)
Astronom mutasavvıflardandır. Filozofların, âlemin kıdemine ait fikirlerini çürütmek için "Tehâfütü'l-Felâsife" adlı eserinde astronomiye ait bilgiler kullanmıştır. Arapçası henüz ele geçmemiş olmakla birlikte Oxford şehrindeki Bodleian Kütüphanesi nde mahfuz olan astronomiye ait "Tractatus de Planets" adında bir eseri de mevcuttur.
Erzurumluİbrahim Hakkı (1703- 1780 M .)
Diğer bilimler ile de uğraşmışsa da o, daha çok Astronom ve mutasavvıf olarak meşhur olmuştur. "Ma'rifetnâme" sinden başka "Rubbü'l-Müceyyeb" adlı eseri "Cayib Tahtası" denen bir astronomi aletinin kullanışı hakkındadır. Alet, bulunulan yerin saatini ve meridyenlerini belirlemeye yaramaktadır. "Menâzil-i Kamer," 180 beyitlik Türkçe manzum bir eseridir. Günler, aylar, mevsimler ve Ay'ın hallerinden bahseder. "Hey'etü'l-Islam" adlı Arapça eseri, genelde Islam Astronomisi hakkında bilgi vermektedir.
Kutbeddin eş-Şirazî (1236- 1311 M .)
Tabib mutasavvıflardandır. Fizik, Astronomi ve Matematikle de uğraşmıştır. Anadolu'ya gelerek Sadreddin Konevi' den tasavvuf dersleri almıştır. Tıbta ve diğer bilimlerde önemli eserler vermiştir. Ibn Sina 'nın 'Kânûn fi't-Tıb' isimli eserine "Şerhu Külliyâti'l- Kânûn" adında önemli bir şerh yazmıştır.
Akşemseddin (1390- 1459 M .)
O da bir tabib mutasavvıftır. Hacı Bayram Veli 'nin müridlerinden olan Akşemseddin , daha sonra Fatih Sultan Mehmet 'in mürşidi olmuştur. Mikrobu ve bazı hastalıkların irsi olduğunu ilk defa keşfeden odur. Bunu, "Mâidetü'l-Hayat" adlı eserinde şöyle ifade eder: " G enetik çeşitlerine göre bütün hastalıkların, bitkiler ve hayvanlarda olduğu gibi asılları ve tohumları vardır; ot tohumu ve ot kökü gibi. G âhice, cüzzam ve nikris gibi veraset yoluyla babadan, anadan geçen hastalıklar, yedi yıl sonra bile yeniden ortaya çıkabilirler. Yiyeceklerden ve içeceklerden sebeplenen hastalıkların tohumları çabuk çimlenir ve büyürler." (Akşemseddin, Mâidetü'l-Hayat, V. 50)
Demek ki Akşemseddin ; ilk defa mikroptan, Louis Pasteur (1822-1895) 'den yaklaşık dört buçuk asır önce ve ilk defa bazı hastalıkların sebebinin irsi olmasından, Gerolamo Fracastorius (1478-1553) 'ten en az bir asır önce bahseden mürşid-i kamil bir bilgindir. Eyüb Sultan 'ın kabrini asırlar sonra manevi keşifle bulması da ondaki ledünni ilmin derinliğini göstermektedir.
***
Bazı mutasavvıfların ancak asırlar sonra anlaşılabilecek bilimsel hakikatleri sembolik bir şekilde -yaşadıkları çağdaki insanları isyana sevk etmeyecek, fakat tefekküre yöneltecek tarzda- ifade ettiklerine, yazımızın baş taraflarında işaret etmiştik. Buna, büyük gönül adamı ve Hak dostu Mevlana 'dan bir örnek verelim. Bakınız; Mevlana Celaleddin-i Rûmî (1207- 1273 M .) , asırlar evvel atomun parçalanabileceğinden ve atomun özelliklerinden nasıl haber veriyor. Diyor ki:
"Eğer bir atomu kesersen, ortasında bir güneş ve güneş etrafında da, durmadan dönen gezegenler bulursun..."
Bu bakış açısını kazanmak, eşyanın hakikatine bu denli vakıf bulunmak; Hâlık-ı Zülcelâl'e tam bir teslimiyet neticesinde lutf-u Rabbaniden başka ne olabilir ki!.. "Eğer bildiklerinizle amel ederseniz, Allah size bilmediklerinizi öğretir," hükmünün tecellisi değil midir bütün bunlar?..
Yaşadığı çağa, hem manada hem de maddede mührünü vurmuş nice sâhibüzzamanlarla doludur bizim tarihimiz. Rahman ve Rahim olan Allah(c.c.), hiçbir asırda insanları bu örnek ve rehber zevattan mahrum bırakmamıştır, bırakmayacaktır da. Elverir ki, insanlar; o odak şahsiyetlerin farkında olsunlar ve Hakk'a onlarla yürüsünler.
Asrımızda da, madde ve manaya damgasını vurmuş nice Allah dostları mevcuttur. Onların tek hedefi, insanımızın irşadıdır. Aynı istikametteki çalışmalarına, bütün insanlığı kucaklayıp, çağın maddi-manevi, ilmi-fenni her türlü imkanlarını seferber ederek devam etmeleri, onların zamana sahip çıkmasından kaynaklanmaktadır.
Cenab-ı Hak, hidayet rehberi olarak madde ve manayı kuşatan bütün dostlarının himmet ve şefaatlerinden bizleri mahrum eylemesin!..