DİRİLİŞİN EŞİĞİNDE
Bir ilim adamımız; "İslam dünyasının neresinde olursa olsun, ta başlangıcından yirminci yüzyılın sonuna kadar tarihe mal olmuş en kahraman, en meşhur, en unutulmamış, askerî, siyasî, entelektüel adamlar, hep mutasavvıf veya hayatının bir devresinde bu ilimle meşgul olmuş insanlar arasından çıkmıştır," tespitinde bulunuyor. (Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar; Tasavvuf ve Modern Bilim; s.105)
Esasen tasavvuf erbabı; Allah ve Resulüne tam bir teslimiyetle bağlılıkları neticesinde nefsi problemlerini halletmiş, hakiki benliklerini bulmuş, tutarsızlıklardan sıyrılmış ve bu sayede etrafındaki insanlar için gerçek huzurun sembolü ve örneği olmuşlardır.
Onlar, Kur'an-ı Azîmüşşan'da "takvâ, huşu', ihlas" kavramlarıyla ve Allah Resulü'nün hadislerinde "ihsan" kavramıyla nitelenen bâtınî boyutu yakalamış ve tatmışlardır.
Onlar; " Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri ürperen " (el-Enfal, 2) hakiki mü'minlerdir.
Onlar; "... kullukta huşu'u yakalayarak kurtuluşa erenler " (el-Mü'minûn, 2) 'dir.
Onlar, ‘Gaye Insan-Ufuk Peygamber'in vasfettiği "Firasetinden korkulacak seviyeyi tutturmuş olan mü'minlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın nuruyla bakarlar..."
Allah'ın nuruyla bakanlar, 'eşyanın hakikati'ni kavramış insanlardır. Varlık âleminin sırrına ermiş ve kesrette 'vahdet'i bulmuşlardır. Masivâ onlar için Allah'a ulaştıran bir vasıta; Allah uğrunda tasarruf edilmesi gereken bir 'hiç' olmaktan başka bir mana ifade etmez. Onun için bir Islam düşünürü, veciz ifadesiyle; "Faniyim, fani olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr istemem. Isterim; fakat yâr-ı bakî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim," (Said Nursi) demektedir.
Onlar, faniliğin ve hiçliğin şuurunda olarak ebediyet sırrına kadem basmış seçkin ve zirve şahsiyetlerdir. Fani olanlara, nefisleri adına asla talip değillerdir; ama mevcudatın zerresinin dahi gayr-i hak yere isti'maline de asla razı değillerdir. Onun için onların duası hep; "Ya Rabbi! bana, Senin yolunda harcamayacağım beş kuruşu dahi nasib etme!" olmuştur...
O bakımdan, onlar; sevginin, muhabbetin, kardeşliğin önderleri oldukları gibi dünyaya sahip çıkma, dünya malını insanlığın hayrına kullanma, dünyada huzur ve güveni sağlama hususunda da örnek olmuşlardır.
Tarihin şerefle yazdığı ve dünya durdukça örnek alınması gereken nice devlet adamı ve kahramanların yetişmesinde mutlaka bir Hak Dostunun, mürşid-i kamilin emeğini ve tasarrufunu bulursunuz. Hz.Ebubekir , Ömer , Osman , Ali (r.a.)'ü kemale erdiren ve önder kılan Allah Resulü'nü inkar etmek mümkün müdür?
Altı asır cihana adaletle hükmetmiş Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi 'yi yetiştiren Şeyh Edebali 'yi; Peygamber muştusuna eren ve Istanbul'u fetheden Fatih Sultan Mehmed 'i yetiştiren Akşemseddin 'i inkar edebilir misiniz?
Şeyh Şamil 'e ve Emir Abdülkadir 'e o cihad ruhunu aşılayan, şehadeti gerçek hayat diye gönlüne sönmeyen bir aşk olarak kazıyan yolu inkar etmek ne kazandırır?
Çanakkale Savaşı'nı ve nice istiklal mücadelesini; ilimle irfanı mezcederek halkın güvenini kazanmış ve harbin en sıcak anında 'meleklerin' ve şehidlerin yardımına mazhar olmuş önder insanlar ve mücahidleriyle kazanmadık mı?
Bugün Filistin'de, Çeçenistan'da vb.; bütün ehl-i küfrün karşısında muhtaç olduğumuz ruh hangisidir dersiniz? Bütün bir Batı'nın ve Amerika'nın bizi kopardıkları ve bir daha avdet etmememiz için deli tavuklar gibi çırpındıkları ruh hangisidir?...
Evet bugün Âlem-i Islam, tasavvuf ruhunu kaybetmiştir. Geylani lerin, Nakşibendi lerin, Yesevi lerin, Mevlana ve Yunus ların temsil ettiği ruhu kaybetmiştir. Takva, ihlas ve ihsan şuurundan koparılmış Islam Âlemi, zillete düşmüş ve Ehl-i Salib'in maskarası haline gelmiştir.
Fakat öldürülen ruhun yeniden dirilişine şahit olmaktayız. Yeniden diriliş, yine Allah dostlarının himmet ve gayretleriyle olmaktadır.
Hata ve günahlarının farkına vararak istiğfarı ve zikrullahı vird edinmiş bir milletin kurtuluşu haktır. Allah'ı ve dostlarını inciterek, inkar ederek bir yere varmak ise mümkün değildir...
" Allah'ı zikretmeye karşı kalpleri katılaşmış olanlara yazıklar olsun! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler ." (Zümer Sûresi, 22)
Tarihî tecrübelere istinaden şunu kesin ve net olarak tesbit ederek topyekün hizmeti o yönde teksif etmeliyiz: Iman ve insan davasını "eskimez ve pörsümez" bir tez olarak kabullendikten sonra çalışma ve gayretler, takvaya ma'tuf olarak mutlaka Allah dostlarının, mürşid-i kamillerin riyaset ve denetiminde yürütülmelidir. Cenab-ı Rabbi'l-âlemin'in şu kesin emri karşısında hala lakayd kalanlara ne buyrulur?:
" Ey iman edenler! Allah'tan korkun(takva sahibi olun) ve sadıklarla beraber olun ." (et-Tevbe, 119)