ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

DİRİLİŞİN EŞİĞİNDE

Bir ilim adamımız; "İslam dünyasının neresinde olursa ol­sun, ta başlangıcından yirminci yüzyılın sonuna kadar tarihe mal olmuş en kahraman, en meşhur, en unutulmamış, askerî, siyasî, en­telektüel adamlar, hep mutasavvıf veya hayatının bir devresinde bu ilimle meşgul olmuş insanlar arasından çıkmıştır," tespitinde bulunuyor. (Prof. Dr. Mehmet Bayrakdar; Tasavvuf ve Modern Bilim; s.105)

Esasen tasavvuf erbabı; Allah ve Resulüne tam bir tesli­mi­yetle bağlılıkları neticesinde nefsi problemlerini halletmiş, hakiki benliklerini bulmuş, tutarsızlıklardan sıyrılmış ve bu sayede etrafındaki insanlar için gerçek huzurun sembolü ve örneği olmuşlardır.

Onlar, Kur'an-ı Azîmüşşan'da "takvâ, huşu', ihlas" kav­ram­la­rıyla ve Allah Resulü'nün hadislerinde "ihsan" kavramıyla ni­telenen bâtınî boyutu yakalamış ve tatmışlardır.

Onlar; " Allah'ın adı anıldığı zaman kalpleri ürperen " (el-En­fal, 2) hakiki mü'minlerdir.

Onlar; "... kullukta huşu'u yakalayarak kurtuluşa erenler " (el-­Mü'minûn, 2) 'dir.

Onlar, ‘Gaye Insan-Ufuk Peygamber'in vasfettiği "Fira­se­tinden korkulacak seviyeyi tutturmuş olan mü'minlerdir. Çünkü onlar, Allah'ın nuruyla bakarlar..."

Allah'ın nuruyla bakanlar, 'eşyanın hakikati'ni kavramış in­sanlardır. Varlık âleminin sırrına ermiş ve kesrette 'vah­det'i bulmuşlardır. Masivâ onlar için Allah'a ulaştıran bir va­sıta; Allah uğrunda tasarruf edilmesi gereken bir 'hiç' olmaktan başka bir mana ifade etmez. Onun için bir Islam düşünürü, veciz ifadesiyle; "Faniyim, fani olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman'a teslim eyledim, gayr is­temem. Isterim; fakat yâr-ı bakî isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim. Hiç-ender-hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim," (Said Nursi) demektedir.

Onlar, faniliğin ve hiçliğin şuurunda olarak ebediyet sırrına kadem basmış seçkin ve zirve şahsiyetlerdir. Fani olanlara, nefisleri adına asla talip değillerdir; ama mevcudatın zerresinin dahi gayr-i hak yere isti'maline de asla razı de­ğillerdir. Onun için onların duası hep; "Ya Rabbi! bana, Se­nin yolunda harcamayacağım beş kuruşu dahi nasib etme!" ol­muştur...

O bakımdan, onlar; sevginin, muhabbetin, kardeşliğin ön­derleri oldukları gibi dünyaya sahip çıkma, dünya malını insanlığın hayrına kullanma, dünyada huzur ve güveni sağ­lama hususunda da örnek olmuşlardır.

Tarihin şerefle yazdığı ve dünya durdukça örnek alınması gereken nice devlet adamı ve kahramanların yetiş­me­sinde mutlaka bir Hak Dostunun, mürşid-i kamilin emeğini ve tasarrufunu bulursunuz. Hz.Ebubekir , Ömer , Osman , Ali (r.a.)'ü kemale erdiren ve önder kılan Allah Resulü'nü in­kar etmek mümkün müdür?

Altı asır cihana adaletle hükmetmiş Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Gazi 'yi yetiştiren Şeyh Edebali 'yi; Peygam­ber muştusuna eren ve Istanbul'u fetheden Fatih Sultan Meh­med 'i yetiştiren Akşemseddin 'i inkar edebilir misiniz?

Şeyh Şamil 'e ve Emir Abdülkadir 'e o cihad ruhunu aşı­la­yan, şehadeti gerçek hayat diye gönlüne sönmeyen bir aşk olarak kazıyan yolu inkar etmek ne kazandırır?

Çanakkale Savaşı'nı ve nice istiklal mücadelesini; ilimle irfanı mezcederek halkın güvenini kazanmış ve harbin en sıcak anında 'meleklerin' ve şehidlerin yardımına mazhar olmuş önder insanlar ve mücahidleriyle kazanmadık mı?

Bugün Filistin'de, Çeçenistan'da vb.; bütün ehl-i küfrün karşısında muhtaç olduğumuz ruh hangisidir dersiniz? Bü­tün bir Batı'nın ve Amerika'nın bizi kopardıkları ve bir da­ha avdet etmememiz için deli tavuklar gibi çırpındıkları ruh hangisidir?...

Evet bugün Âlem-i Islam, tasavvuf ruhunu kaybetmiştir. Geylani lerin, Nakşibendi lerin, Yesevi lerin, Mevlana ve Yu­nus­­ ların temsil ettiği ruhu kaybetmiştir. Takva, ihlas ve ih­san şuurundan koparılmış Islam Âlemi, zillete düşmüş ve Ehl-i Salib'in maskarası haline gelmiştir.

Fakat öldürülen ruhun yeniden dirilişine şahit olmaktayız. Yeniden diriliş, yine Allah dostlarının himmet ve gay­retleriyle olmaktadır.

Hata ve günahlarının farkına vararak istiğfarı ve zikrullahı vird edinmiş bir milletin kurtuluşu haktır. Allah'ı ve dostlarını inciterek, inkar ederek bir yere varmak ise müm­kün değildir...

" Allah'ı zikretmeye karşı kalpleri katılaşmış olanlara ya­zıklar olsun! Onlar apaçık bir sapıklık içindedirler ." (Zümer Sû­resi, 22)

Tarihî tecrübelere istinaden şunu kesin ve net olarak tesbit ederek topyekün hizmeti o yönde teksif etmeliyiz: Iman ve insan davasını "eskimez ve pörsümez" bir tez olarak ka­­bullendikten sonra çalışma ve gayretler, takvaya ma'tuf o­la­­rak mutlaka Allah dostlarının, mürşid-i kamillerin ri­ya­set ve denetiminde yürütülmelidir. Cenab-ı Rabbi'l-âlemin'­in şu ke­sin emri karşısında hala lakayd kalanlara ne buyrulur?:

" Ey iman edenler! Allah'tan korkun(takva sahibi olun) ve sadıklarla beraber olun ." (et-Tevbe, 119)

 

 
alt_banner