DÜŞÜNCE ve İBADET HÜRRIYETİ
"Hıristiyan milletler adına esef ederim ki, bunlar, dinî müsamahakarlığı Müslümanlardan öğrenmeye muhtaçtırlar."(Mişovd)
***
Gezegenimiz, çok zamandır büyük çalkantılar içerisinde. Baskı, zulüm, adaletsizlik, fuhuş, içki, kumar...tufanı bütün insanlığı tehdit etmekte, devasa bir bunalıma sürüklemektedir!
Insanlık zulümden uzak, adil ve dürüst bir hayatın zevkini hiç tadmadılar mı? Ya da tatmayacaklar mı?..Mazimizle aramızdaki köprüler bütün bütün yıkılmış olsaydı, bu sorulara cevap bulmak da elbette imkansızlaşacaktı.
Tarih, hak ile batılın tecrübe edildiği zamanlardır. Insaflı bir yaklaşımla tarihe samimi bir göz gezdiriniz...Şimdi söyleyin; insanlık, Islam'ın hükümran olduğu devirlerden daha mutlu ve müreffeh bir devir yaşamış mıdır?..Tarih şahittir ki, yaşamamıştır. Öyleyse; bugün de içine düşürüldüğümüz ve düştüğümüz buhranların sebebini, Islam'dan uzak yaşayışımızdan başka birşeyle izah etmek mümkün müdür?..
Tarih boyu, insanlığın fevc fevc Islam'a koşuşu ve teslimiyeti, onun düşünce ve ibadet hürriyetine getirdiği hassas ölçülerin fiiliyatta da samimi olarak görünmesindendi. Bu uygulamadır ki, Islam'ı asırlarca dünyaya hükümran kılmıştı. Bu hakikatın kaynağı Kur'an, Sünnet ve Ashab'dan başkası değildi.
Onlar "Dinde ikrah (zorlama; dolayısıyla tiksindirme) yoktur; artık hak ile batıl birbirinden ayrılmıştır,"(el-Bakara, 256) âyetindeki psikolojik gerçeği iyi biliyorlardı...Bunun için onlar, Sevgili Peygamberimizin; "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız; müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz," tavsiyesiyle hareket etmişlerdi. Onlar, Allah Resulü'nün rahlesinde yetişmiş Ebubekir-i Sıddıklar, Osman-ı Zinnûreynler, Ömeru'l-Faruklar, Aliyyü'l-Murtezalar...ve onların izini takip edenlerdi.
Onlar biliyorlardı ki; Resulullah'ın savaşlarının ve mücadelesinin tek gayesi; inanç hürriyetini korumak ve insanları zorla inançlarından vazgeçirmeye çalışanlara fırsat vermemekti. "Allahu Teala, bir kısım insanların kötülüğünü bir takım insanlarla def' etmeseydi, muhakkak ki; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın ismi çok anılan mescitler yıkılır giderdi."(el-Hac, 40)
Neceran'dan gelen bir Hıristiyan cemaati için camiin bir köşesini boşaltan ve orada dini ayinlerini yapmalarına müsaade eden , kendileri de, aynı camiin başka bir köşesinde namaz kılan, o 'Gaye Insan-Ufuk Peygamber' değil miydi?
Ordu kumandanlarına gönderdiği mektupta; "Tebaamız olan kimseleri, dinlerini bırakmaya ve Islam'a girmeye zorlamayınız. Papazları, kiliselerinde serbest bırakın; onlara baskı, eziyet ellerinizi uzatmayınız," diye emreden Hz.Ebubekir-i Sıddık (r.a.) değil miydi?
Hz.Ömeru'l-Faruk(r.a.) değil miydi, Kudüs'ün teslim şartnamesine şu cümleleri yazan:
"Bismillâhirrahmânirrahîm. Allah'ın kulu ve mü'minlerin emiri bulunan Ömer tarafından, bura halkına verilen emannamedir:
Emîru'l-Mü'minîn hasta olsun, sıhhatte bulunsun; bütün insanlara mal ve can hususunda veya ma'bed veya haclarına ve dinlerine ait bütün işlerde emniyet içinde olacaklarına dair garanti verir. Halkın kiliseleri tahrif edilmeyeceği gibi mesken haline de çevrilmeyecektir. Ne sahip oldukları haklar azaltılacak, ne mal ve mülklerine halel gelecek, ne mezhepleriyle ilgili hususlarda bir zorlama yapılacak ve ne de içlerinden biri herhangi bir şekilde zarar görecektir!"(T. W. Arnold, Intişar-ı Islam Tarihi; s: 59)
Bugün, Kudüs ve havalisini elinde tutan, Müslümanların Mescid-i Aksa'ya girişini engelleyen ve Ortadoğu'yu kana bulayan zalim Yahudi; bu lanetlenmiş millet, son zamanlarda ayyuka çıkan katliamlarıyla neyi anlatmak istiyorlar?.. Şimdi onlar, Hz.Ömer'in(r.a.) adaletini ve müsamahasını hayal etmekten bile ne kadar uzaktalar!..Onların davası; zulüm, vahşet ve insafsızlık üzerine bina edilmiştir. Onlar, batıl inançlarını yaşıyorlar; zihniyetlerini ispat ediyorlar. Yahudiden, bundan başkası da beklenemezdi! Bu gayr-i insani tutum, zulüm ve vahşet, Hz.Ömer'in varislerinin yeni bir "emannâme" yayınlamasına kadar da süreceğe benzemektedir...
Hıristiyan ve Yahudiler, Islam'ın kendilerine sağladığı hürriyetin güvencesi altında asırlarca yaşamışlar, Islam'da buldukları bu hürriyet havasını herhangi bir Hıristiyan devletin gölgesinde bulamamışlardı.
Fatih Sultan Mehmet, Sırbistan hudutlarına dayandığı zaman; Sırplar, ya Türkleri ya da Macarları tercih zorunda kalmışlardı. Sırpların Ortodoks, Macarların Katolik olması bu iki milletin birbirlerine düşmanlıklarının en büyük sebebiydi. Sırp Kralı J. Brankoviç, Macar Kralı J. Hünyad'a bir heyet göndererek fikirlerini sorduğunda Hünyad; Türklere galip gelirlerse Sırbistan'ın her tarafında Katolik kiliseleri yaptıracağını söylemişti. Sırp Kralı, aynı sorusuna Fatih'ten; "dinî ve mezhebî mevzuda tamamen hür olacakları" cevabını alınca Türklerin hakimiyetini kabul etmişlerdi.
Halbuki Endülüs'te; Ispanyolların, Müslümanlara yaptıkları eziyetlere tarihin hiçbir devrinde rastlanmış değildi. Müslümanlardan ya Endülüsü terketmeyi, ya Hıristiyanlığı kabul etmeyi, ya da ölüme razı olmayı istemişlerdi...Sonunda, Müslümanlığın sekiz asır hükümfermâ olduğu bir ülkede, Allah'ın adını anmayı bile kendilerinden esirgemişler ve milyonlarca Müslümanı ölüme mahkum etmişlerdi!..
Osmanlı'nın yıkılmasından sonra oynanan oyunlar ve işgaller de aynı maksada yönelik değil miydi?..Halen ülkemizde yerleşik bir zihniyetin, Müslümanların yeniden diriliş gayret ve faaliyetleri karşısındaki çılgın çırpınışlarını hangi maksada yönelik sanıyorsunuz?..Ellerindeki güçlü basın ve yayın silahlarını kullanarak sık sık şişirdikleri 'irtica' balonları; elbette bu memleketin asıl sahibi olan Müslümanları, Endülüs'te ve Kudüs'te olduğu gibi sürekli "Öz yurdunda garib, öz vatanında parya" seviyesinde tutarak gayr-i meşru saltanatlarını devam ettirmek içindir. Anayasa'ya rağmen; bu milletin inancına, ibadetine, örfüne, namus ve başörtüsüne sataşmalar ve saldırılar sürüyorsa, bunu başka ne ile izah edersiniz?..Fakat binlerce hamd olsun ki; gerçek mü'minler, artık davalarına bütün güçleriyle sahip çıkmışlar, kısır çekişmelerin fayda vermediğini anlamışlar ve bir takım gizli hesapları sezmiş olmanın şuuruyla hareket etmektedirler.