HACC'IN HİKMETLERİ
" Hacc'ı da, Umre'yi de Allah için tamamlayın ." (el- Bakara, 196)
***
Her yıl belli bir zamanda, çeşitli ırklardan milyonlarca insan, dünyanın değişik bölgelerinden aynı mekana doğru niçin akın ediyorlar?..Milyonlarca insan bembeyaz ihramları içerisinde Kabe'yi tavaf ediyorlar, Arafat'ta Vakfe'ye duruyorlar...niçin?
Bütün bunlar, Allah için Hacc'ı tamamlamaya yönelik değil midir?..Öyle ama, Hac menasikinin (uygulamalarının) hikmetlerini bilip yaşamadan ve aynı ruh ve manayı devam edecek bütün bir hayatımıza taşımadan mebrur bir Hac yapmış sayılır mıyız?...Ya da şöyle diyelim: Hac esnasında, neleri hangi niyetle ve ne anlamda yapmamız gerektiğini biliyor muyuz?...
Daha, Hacc'a niyet edip evinden çıkarken; Allah'ın seni yaratırken üflediği ruhunu aramak ve O'nunla arandaki perdeleri aralamak için ne büyük bir hicrete başladığının farkında mısın? Çünkü Hac, gerçek benliği arayışın, kendini ve Rabb'ini buluşun pak mekanlara doğru ulvî bir yolculuğudur.
Geleneklerine, zenginliğine ve zevkine uygun olarak giyip durduğun elbiselerini Mikat'ta çıkararak, sade kumaştan yapılmış kefen misali beyaz elbiseyi giymenin; ırkçılıktan, üstünlükten ve benlikten kurtularak sana diğer mü'minlerle eşit olmayı telkin ettiğinin ve bu gerçeği yaşattığının farkında mısın?..Çünkü Mikat'ta bütün bencillik eğilimleri gömülür ve "biz/ümmet" ortaya çıkar.
Ihramlı iken birçok şeyleri yapmanın niçin yasaklandığını biliyor musun? Bu yasaklar(muharremât); Mikat 'tan önceki hayatına ait, işini, mevkiini, sosyal sınıf ve ırkını hatırlatan şeyler değil midir? Öyleyse ihramlı iken aynaya bakmayacaksın, güzel koku kullanmayacaksın, kimseyi incitmeyeceksin, cinsî münasebette bulunmayacaksın; saçını, tırnaklarını kesmeyeceksin, elbiseni dikmeyeceksin; bitkileri kırmayacaksın, böcekleri bile öldürmeyeceksin...Yani sen artık kendinle değil Cenab-ı Hak'la berabersin ve sık sık bu teslimiyetini itiraf ediyorsun: "Lebbeyk Allah'ım, lebbeyk! Hamd ve hikmet senin için, mülk de(senin için). Senin ortağın yok; lebbeyk!.."
Ve Tavaf...Oldukça sade bir yapının çevresinde milyonlarca insanın dalga dalga, halka halka dönüşü...Kabe...Yalnızca bir köşe taşı, yol gösteren bir işaret. Ne mimarî bir hüner, ne de bir sanat şaheseri!..Boş bir küpü andıran sade bir yapı. Kabe'yi boş görmek ne kadar güzel!..Çünkü, varacağın son nokta değil Kabe; seni meşgul etmemeli, takılıp kalmamalısın...
Üstad Necip Fazıl (rh.a.)'ın ifade ettiği manasıyla Kabe; "Mâsiva(dış dünya) ile mâverâ(öteler âlemi) arasında hendese tabiriyle müşterek fasıl; birinin bittiği ve öbürünün başlamak üzere bulunduğu hudut çizgisi" ve "Bu dünyanın, ötelere bağlı serhad kapısıdır." Böyle olunca Hac, Kabe'ye doğru değil, Allah'a doğru sonsuz bir harekettir.
Kabe'ye Beytullah (Allah'ın Evi) denmesinin sebebi, Cenab-ı Hakk'ın tecelli ettiği bir mekan olmasındandır. (Kur'an'da beyan edildiği üzere; Allah-c.c.- bir dağa, bir ağaca tecelli ettiği gibi, mü'min kullarının kalbine dahi tecelli eder.) Kabe'ye yönelmek, onun taşına, duvarına yönelmek değildir; Cenab-ı Allah'ın oradaki tecellisine, rızasına yönelmektir. (Bir mürşid-i kamile yönelmek, ona rabıta etmek de, bu şekilde izah edilmektedir...) Allah'ın nurunun yansıdığı kutsal ayna. Ya da ilahi feyz ve nur için Rabbü'l-Âlemin tarafından tayin edilmiş bir kutsal regülatördür Kabe...
Herkes gibi sen de ona yüzünü dönmüş Tavaf ediyorsun. Zerreden kürreye kainatın dönüşüne ve zikrine tanık olarak dönüyor ve Allah'ı zikrediyorsun...Dünyanın her bir köşesinden gelmiş değişik ırklardan ve renklerden milyonlarca mü'minle tek renge bürünmüş olarak aynı mana etrafında bütünleşmiş ve gerçek kardeşliği, Tevhid'i yaşıyorsun.
Bir de tavafa Hacerü'l-Esved 'in bulunduğu noktadan başlıyorsun ve ona dokunamadıysan uzaktan selamlıyorsun. Bu, Cenab-ı Hakk ile, Bezm-i Elest 'teki ahidleşmeyi tazeleme ve Allah'a ibadet ve taat hususunda bütün mü'minlerin şehadetiyle yeniden söz vermek demektir.
Mahşer Günü'nün telaşesi içerisinde sanki " Kâlû Belâ "yı yeniden yaşıyorsun...Mahşerin bir misalini yaşadığın bugün, gerçek " Mahşer Günü " de olabilirdi! Öyleyse bundan sonraki ömrünü fırsat bilip daima Allah'a yönelmelisin!..Sen ey " Hacı " olmak isteyen ya da kendini " Hacı " sanan mü'min; bütün bu manaların farkında olarak mı Tavaf ediyorsun veya ettin?..
Makam-ı Ibrahim 'de kıldığın namaz, sana Hz.Ibrahim 'i hatırlattı mı? Şirke savaş açan, putları kıran ve Nemrut'ların her türlü işkencesine rağmen Tevhid mücadelesi veren Hz.Ibrahim'i?..Artık sen de bir "Ibrahim" olmalı değil misin?..
Şimdi de Safa ve Merve arasında " Sa'y " ediyorsun. Sa'y, bir arayıştır. Ihtiyaçlar için tabiatın kalbinde araştırma yapmak ve taştan su çıkarma girişimi. Hacer 'in yaptığı gibi. Yaşamaya ve başkalarını yaşatmaya yönelik; ümitsizliğe ve miskinliğe; hazırcılığa ve taklitçiliğe karşı büyük bir mücadele şuuru veriyor Sa'y...Elinden geleni yap; içindeki kupkuru çölde ve ihmal edilmiş tabiatının derinliklerinde bir coşkulu pınarın " Zemzem " gibi akmaya başladığını hissedeceksin...
Sıra Büyük Hac'da, Hacc-ı Ekber 'de... Arafat 'tasın. Dönüşte Meş'ar-ı Haram 'a ve Mina 'ya uğrayacaksın. Arafat, hikmet ve ilim; Meş'ar, bilinç ve anlayış; Mina, aşk ve inanç demektir.
Arafat, insanın yeryüzü sahnesine inişinin başlangıcıdır. Âdem (a.s.) dünyayı burada bildi. Sen de Arafat meydanındaki Vakfe şuuruyla dünyayı ve oradaki yer ve görevini iyi tanı. Yine benlikten çık ve milyonlarca Allah dostlarının arasına katıl; bir damlanın bir ummanda yok oluşu gibi...
Sonra, gece karanlığında -fakat gönlünü aydınlatan ilahi nurun ve aşkın ışığı altında- silah topluyorsun; çakıl taşları...Meş'ar gecesinin aşığı ve cihad ordusunun askeri! Kefenin sırtında olduğu halde silahını al ve yürü! Şeytanın ve şeytanların üzerine...Mina'da ve her yerde...
Allah'tan başka hiçbir güç tanımayan milyonlarca hürriyet savaşçısıyla Mina 'da şeytanın yeryüzündeki en büyük üssünü dağıtıyorsun. Silahını o niyetle atıyor ve o niyetle bilenip şuurlanıyorsun...Bayramı bu savaştan evvel yapıyorsun. Ne anlamlı değil mi? Demek "karar vermek", "kazanmak" şeklinde anlaşılıyor...
Ve ' Kurban. ' Ibrahim (a.s.) gibi en çok sevdiğini kurban edeceksin. Senin en çok sevdiğin( Ismail 'in) mevkiin mi, şerefin mi, paran mı, çiftliğin mi, ailen mi, kadın mı?..Neler ise, onu kurban edeceksin...Sevilmesi gereken gerçek varlığın Allah olduğunun şuuruna ermek için kalbini meşgul eden , seni Allah'tan uzaklaştıran fani sevgileri kurban edeceksin...
Mina 'da birkaç gün daha kalıp "yıllık kongre" ni tamamladıktan sonra gerçek Hac şuurunu taşıyan bir hacı olarak yurduna döneceksin. Ve artık bu şuurla Islam'ı yaşayacak ve yaşatacaksın...
Ama şunu iyi bil ki; Hacc'a yönelmeden önce -hiçbir zaman peşini bırakmayan- en büyük düşmanın olan nefsini terbiye edip belli bir kıvama getirememişsen, Hacdan alacağın fazla bir nasibin de yoktur. Veya Hac'dan alacağın nasib, nefis terbiyenle doğru orantılı olacaktır...
Öyleyse; salt menasik-i Hac ile herşeyi hallettiğini sanma! Hacc'a bir 'hacı ' gibi yönel; sonra gerçek 'hacı' ol ve daima 'hacı' kal...
( NOT : Bu yazının hazırlanmasında, Ali Şeriatî'nin ve Necip F. Kısakürek'in 'Hac' isimli eserlerinden büyük ölçüde faydalanılmıştır.)