ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

KUR'AN IŞIĞINDA İSLAM'A DA'VET METODU

"Dilimde tüy bitti!..O kadar anlattım; inandıramadım... Bu adamın kalbi mühürlenmiş kardeşim!..Allah buyurmuyor mu: 'Inkar edenlere gelince; onları uyarsan da uyarmasan da onlar için birdir; onlar inanmazlar. Allah, onların kalplerini ve kulaklarını mühürlemiştir; gözlerinde de bir perde vardır. Onlar için büyük bir azap vardır .'" (el-Bakara, 6 - 7)

Öyle ama, acaba gerçekten anlatabildiniz mi?..Hiç dü­şündünüz mü; bütün hata muhatabınızda mı?..Hemen bu ayetleri okumaya hakkınız var mı? 'Açıp bakamadığınız' kal­bin mühürlendiğini nasıl keşfedebildiniz?..Onu ikna etme­nin başka bir yolu yok mudur?..Şu ayetleri de okumuş muydunuz?.. "Rabb'inin yoluna hikmetle ve güzel öğütle ça­ğır. Onlarla en güzel şekilde mücadele et. Muhakkak ki; Ra­bb'­in, kendi yolundan sapanları daha iyi bilir. O, doğru yolda o­lanları da en iyi bilendir. Ceza verecek olursanız, size nasıl ceza verildi ise siz de öylece ceza veriniz. Sabrederseniz; el­bette bu, sabredenler için daha iyidir. Sabret; senin sabrın ancak Allah içindir. Üzülme onlara. Kurdukları düzenlerden dolayı da endişe etme. Şüphesiz ki; Allah, muttakîler ve iyilik yapanlarla beraberdir." (en-Nahl, 125-128)

Geliniz, bu âyetler üzerinde iyice düşünelim ve bir oto­kri­tiğimizi(nefis muhasebemizi) yapalım...Cenab-ı Hak, mez­kur ayetlerde Islam'a da'vet(tebliğ) metodlarının temel öğe­lerini ne güzel ifade buyurmuş! Bakınız:

 

Yalnızca Allah yoluna da'vet etmek.

Insanları, Rabb'in yoluna(Islam'a) hikmetle ve güzel öğütle çağırmak.

Onlarla(inkarcılarla) en güzel şekilde mücadele et­mek.

Hidayetin, Allah'tan olduğunu unutmamak.

Cezalandırma durumundaysak, misliyle mukabele et­mek; ölçüyü kaçırmamak (sabredip bağışlamak, yerine gö­re elbette daha hayırlıdır.)

Mutlaka, Allah için sabrı elden bırakmamak.

Inanmadıkları için üzülüp gevşememek.

Inkarcıların hile ve desîselerinden dolayı endişelenip az­mini yitirmemek.

Hep, takva ve iyilik üzere hareket etmek.

Bu metodlar üzerindeki düşüncelerimizi biraz daha ge­nişletelim:

Islam davetçisinin, 'ilâ-yı kelimetullah' tan başka davası o­la­­maz. Bunun için o, Allah yoluna, tevhide, iki cihan saadetine çağırır. Davet, gerçekten Rabb'in yoluna olunca, süflî men­faatler temin etme gayesine artık yer kalmaz; nefsî kay­gılar aradan kalkar ve davanın ulviliği anlaşılmış olur. Ve da'­vetçi, Rabb'inin yoluna hikmetle çağırır...

Nedir 'hikmet' ?...

"Akıl, söz ve hareketteki uygunluk. Ilim, adalet ve hilmin (yu­-mu­şaklığın) birleşmesiyle doğan sıfat. Sır. Ahlaka ve hakikate faydalı kısa söz," diye tarif edilmiştir hikmet...

Insanları hidayet yoluna 'hikmet'le çağırmanın hikmetini anladıktan sonra gerisi kolay değil mi?..

Hikmetle beraber 'güzel öğüt' le çağırmak...Sükunet ve yu­muşaklıkla; husûmete kapılmadan, tatlılıkla; zorlamalara ve gereksiz sıkmalara başvurmadan; kusur arama mantığından uzak bir tarzda kalblere sızarak... "Zorlaştırmayın, kolaylaştırın; müjdeleyin, nefret ettirmeyin," hadisindeki prensib, 'gü­­zel öğüt' le çağırmada ne güzel bir dayanaktır!..

En güzel şekilde mücadele etmek...Da'vet bir mücahede ve mücadele işidir.

Muhatapla mücadeledeki başarı, nefisle mücahededeki başarıya bağlıdır. En güzel şekilde mücadele, en güzel şekil­de mücahede ile olur. En güzel mücadele; muhatabın üzerine fazla yüklenmeden, onu kötüleyip rezil-rüsvay et­me­den; asıl gayenin, münakaşa edip üstünlük sağlamak olmadığına güvendirerek; nefsin değerleriyle, savunulan davanın de­ğer­lerini birbirine karıştırmadan yapılan mü­cadeledir. Bütün bunlar, ciddi bir nefis terbiyesinden ve aziz bir terbiyecinin elinden geçmeksizin mümkün olabilir mi?..

Hidayet verecek olan Allah'tır. Bunun için tebliğde ha­ma­sete ve aşırı heyecana kapılmak yersizdir. Ayet-i keri­me­de; "Kimin doğru yolda olduğunu, kimin doğru yoldan sapmış ol­du­ğunu en iyi bilenin Allah olduğu" nun belirtilmesinin hikmeti budur. Da'vetçiye, yalnız gerçekleri, gereği şekilde teb­liğ etmek düşer.

Tartışma ve lisanla yapılan münakaşa hudutları da­hi­lin­de kalındığı müddetçe da'vet metodları genel olarak iş­lemiş olur. Ama bir tecavüz söz konusu olursa durum deği­şir...Tecavüz maddi bir harekettir. Misliyle mukabele edil­me­si ve hakkın haysiyetinin korunup bâtılın galibiyetinin ber­taraf edilmesi icabeder. Ancak; mukabelenin, sınırı aşıp bir başka zulme dönüşmemesi gerekir. Çünkü Islam; ada­let, itidal ve barış dinidir. Islam'da nefsî müdafaa vardır ama saldırganlık yoktur. "Ceza verecek olursanız; size nasıl ceza verildi ise siz de öylece ceza verin." Bu prensip de, da'vet düsturunun bir parçasıdır. Da'veti ve davayı müdafaa, onun hay­siyetini korumak demektir. Çünkü küçük düşürülmüş bir davaya kimse inanmak istemez. Onun için; Islam davasının izzet ve şerefini müdafaa etmek ve korumak, onun mübelliğleri için vazgeçilmez bir görevdir. Islam'ın yüce hakikatleri karşısında dize gelen inatçı düşmanların, tarih boyu ve günümüzde sık sık kaba kuvvete başvurarak Islam'ı ve onun mensuplarını küçük düşürmek istemelerini hiçbir zaman unutmamak lazımdır!..

Misliyle mukabele etmek düsturunu yerleştirmekle birlikte Kur'an-ı Kerim; Müslümanları, şerri defedip güçlü ol­dukları takdirde sabra ve bağışlamaya teşvik etmektedir. Ba­ğışlama ve sabır, Allah davasını küçük düşürmediği tak­dir­de çoğu kere hayırlara vesile olur. Hz.Ali 'nin(k.v.) bir savaşta, Allah rızası için kılıcını çekip düşmanı boğazlayacağı sırada kafirin yüzüne tükürmesiyle -nefsinin araya girmesi üzerine- öldürmekten vazgeçmesi ve işin hikmetini anlayan kafirin iman etmesi; en zor anlarda bile rıza-i Bârî'den ayrılmamanın, nefsi hiçbir zaman da'vete karıştırmamanın ve güçlü-hakim durumda iken sabır ve affın ne büyük hayırlara vesile olabileceğinin çok bariz bir misalidir.

Yine çok iyi bilirsiniz ki; Hz.Peygamber(s.a.v.), Uhud sa­va­­şında amcası Hamza 'yı, kafirler tarafından burnu ve ku­lakları kesilmiş, ciğeri çıkartılmış bir halde görünce; "Al­lah'a andolsun ki, eğer Allah bana zafer verirse, senin yerine yetmiş kişiyi böyle yapacağım!" demişti. Fakat, yeminine keffaret vererek bu sözünü uygulamamış, Mekke'nin fethinde düşmanlarını affetmiş ve bu genel af, birçok müşriğin Is­lam'­la tanışmasına ve kalben de teslimiyetine sebep olmuştu...

Allah Resulü'nün takipçileri, Allah için sabrın se­me­re­le­rini her asırda mutlaka almışlar ve alacaklardır.

Görüyorsunuz ki; ayet-i kerimelerde, da'vetin metodla­rıyla da'vetçinin vasıfları ayrılmaz bir bütün olarak ele alınmıştır. Vasıfsız bir da'vetçinin, metodlu bir tebliğ yapması da mümkün değildir.

Onun için; zikrettiğimiz son ayetlerde, da'vetçide özellikle bulunması gerekli özgün vasıflar zikredilmektedir:

Sabır, yüksek moral ve endişesiz bir mücadele ve her şeyden evvel takva...

Bir davada Allah için sabır ve sebat olursa; da'vetçi, inanmayanların inadından dolayı niçin üzülüp karamsar ol­sun?.. Üstelik, hidayet Allah'tan değil mi? O, sadece tebliğe me­mur değil midir?

Da'vetinde sabırlı ve ihlaslı oldukça; Cenab-ı Hakk'ın da­i­ma onunla beraber olduğuna inanan da'vetçi, inkarcıların kurdukları düzen ve tuzaklardan dolayı niçin endişe edip ümitsizliğe düşsün?..

Rabb'ine güvenin olup-olmadığının yoklanması için yar­dım bazen gecikir; ama, âkibet her zaman belli ve kesindir: "Ş üphesiz ki; Allah, müttakiler ve iyilik yapanlarla berabe­r­dir ."

Kur'an-ı Kerim, her konuda yol gösterici en büyük reh­ber olduğu için elbetteki tebliğ konusunda da gerekli reh­berliği ihmal etmeyecekti...Izahını yapmaya çalıştığımız a­yetler, bu konuda ışık tutucu ayetlerden yalnızca birkaçı... Öte yandan, tebliğ hususunda en güzel metodları zikreden Kur'an'ın bizzat kendisinin, ilahi hakikatleri serdetmekte takip ettiği yollardan da da'vetin ve nasihatin şaşmaz prensiplerini çıkarmamız ve örnek ittihaz etmemiz mümkün­dür.

Genel olarak bakıldığında, Kur'an-ı Kerim'in, insanlığa belli başlı şu metodlarla seslendiği görülür:

a)Iyi ve Kötüyü Çarpıcı Benzetmelerle Tanıtma

" Allah'ın nasıl misal verdiğini görmüyor musunuz? Iyi bir söz; kökü sağ­­lam, dalları gökyüzüne yükselmiş, Rabb'­i­sinin izniyle her zaman meyvesini verip duran iyi bir ağaç gi­bidir. Fena bir söz ise, gövdesi yerden koparılmış ve artık tutunacak yeri kalmamış kötü bir ağaç gibidir. " (Ibrahim Sûresi, 24-26)

Şu ayet de, bu mevzuda çarpıcı başka bir örnektir:

" Ey iman edenler! Zannın(şüphenin) bir çoğundan sa­kının. Zira zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusuru­nu araştırmayın. Birbirinizi arkadan çekiştirmeyin. Hangi bi­riniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır? Ondan tiksinirsiniz!..Allah'tan sakının. Allah, tevbeleri kabul eder, ba­ğışlar ." (el-Hucurât, 12)

b)Teşvik, Tehdit ve Uyarma

" Iyilik edenlere, yaptıkları iyiliğin karşılığıyla ve daha fazlasıyla mükafaat vardır. Onların yüzü kararmaz; yüzlerini zillet kaplamaz. Bunlar, cennetliktirler ve orada daim kalacaklardır. Kötülük işleyip onun vebalini yüklenenler, yaptıklarının bir misliyle ceza görürler. Onları zillet kaplar. Onları Allah'a karşı koruyacak bir kimse yoktur. Yüzleri ge­ceden de kara bir parçayla örtülmüş gibidir. Bunlar, cehennemliklerdir. Orada temelli kalırlar ." (Yunus Sûresi, 26 - 27)

Kur'ân-ı Kerîm'in, dünyevî ve uhrevî mükafaat ve ceza usulüyle, beşerî sistemlerden ne kadar farklı ve etkin ol­du­ğunu anlamak için bu ayetler bile yeterlidir...

c)Kıssalarla Anlatım

Kur'ân-ı Kerîm'de Cenab-ı Allah, geçmiş milletlerin, gü­nahları yüzünden başlarına gelen felaketlere örnekler vere­rek, insanlığın bunlardan ibret almalarını ve doğru yolda olmalarını istemektedir.

" Herbirini suçüstü yakaladık: Kimine taşlar savuran rüzgarlar gönderdik; kimini de suda boğduk. Onlara Allah zulmetmiyordu, onlar kendilerine yazık ediyorlardı, " (el-Ankebût, 40) mealinde işaret buyurulan Ashab-ı Eyke , Ashab-ı Hicr , As­hab-ı Karye, Ashab-ı Medyen, Ashab-ı Ress ve Ashab-ı Fîl gibi kıssalar, nice hikmet ve ibretlerle doludur...

Şu bir gerçek ki; kıssada anlatım kolaylığı vardır. Bu­nunla birlikte edebî tasvir imkanının fazla oluşu nedeniyle, kıssa ile anlatımda, ifadeye daha bir cazibe ve güçlülük ka­zan­dırılır.

d)Tedricî Metod

Beş vakit namazın emredilmesi ve içkinin ve kumarın tamamen yasaklanıncaya kadar takip edilen yol, en güzel misallerdir.

Cenab-ı Allah, ilk Müslümanları namaza alıştırmak için önce sabah ve akşam olmak üzere günde iki vakit, ikişer rekat namaz kılmalarını emretmişti. Namazın lüzum ve ehem­­­miyeti anlaşılıp Müslümanların gönlüne yer edince beş va­kit namaz farz kılınmıştır.

Içkinin tedrîcî olarak yasaklanmasıyla ilgili şu ayetler gerçekten ibret vericidir:

1 " Hurma ve üzüm gibi meyvelerden hem içki hem de güzel gıdalar edinirsiniz. Işte bunlarda da aklını kullanan kimseler için büyük bir ibret vardır ." (en-Nahl, 67)

1 " Sana , şarap ve kumar hakkında soru sorarlar. De ki: Her ikisinde de büyük bir günah ve insanlar için bir takım faydalar vardır. Ancak her ikisinin de günahı faydasından daha büyüktür ." (el-Bakara, 219)

1 " Ey iman edenler! Siz sarhoş iken -ne söylediğinizi bilin­ceye kadar- namaza yaklaşmayın ." (en-Nisâ, 43)

1 " Ey iman edenler! Şarap, kumar, dikili taşlar(putlar), fal ve şans okları birer şeytan işi pisliktir; bunlardan uzak du­run ki, kurtuluşa eresiniz. / Şeytan içki ve kumar yoluyla an­cak aranıza düşmanlık ve kin sokmak; sizi, Allah'ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vaz­­­ge­ç­tiniz değil mi ?" (el-Mâide, 90-91)

Son olarak gelen bu kesin ilahî yasak üzerine ashab-ı kiram, içkiyi tamamen terk etmiş ve şarap fıçılarını kendi el­­­leriyle kırıp dökmüşlerdir.

Eğer yukarıdaki tedricî metod takip edilmeseydi; bu e­mir, içki müptelalarına çok ağır gelecek ve belki de, bu de­rece kesin netice alınamayacaktı. Allah(c.c.), elbette her­şe­yin en iyisini bilir...

Hiçbir zaman unutmamak lazımdır ki; tebliğin, zaman ve mekana ve insan psikolojisi ve davranışlarına göre de­ği­şen metodları vardır. Bunları iyice bilmeden ve uygulama­dan tebliğ görevi yapılmış sayılmaz.

Her işimizde olduğu gibi tebliğde de yegane ilham kaynağımız, Kur'ân-ı Azimüşşan ve onun mübelliği Hz.Mu­ham­­med(s.a.v.) Efendimiz olmalıdır.
 
alt_banner