KUR'AN'DAN NE BİLİYORUZ?
YA DA
AYETLERLE KONUŞAN KADIN
[1]
İmanın altı temel esasından birisi de 'kitaplara iman'dır. Kitapların kitabı ve sonuncusu olan Kur'an'a inanmak ve onu rehber edinmek, Müslümanlığımızın icabıdır. Kur'an'ı rehber edinmek, her işimizde ona göre yaşamak demektir. Ne mutlu bize ki; elimizde Kur'an gibi bir mu'ciz-i bâkî mevcuttur. Ancak, bu ebedi mucizeyi ne derece anlayabiliyor ve ne kadarını yaşayabiliyoruz? Ya da Kur'an-ı Kerim'den, hayatımıza ışık yaptığımız kaç ayet-i celile biliyoruz?..
Kur'an'ı anlamak, ayetlerin birer cüml elik meallerini okumak ve öğrenmek değildir; ayetlerin nelere delalet ettiğini, pratik hayatta uygulanmasının yaşanılan zaman içerisinde nasıl olacağını bilmek gerekir. Kur'an'a ihlasla bağlı olanlar, -tabir caizse- ona aşık olanlar; attıkları her adım ve söyledikleri her söz için Kur'an'dan delil ararlar. Adeta 'fena fi'l-Kur'an' olmuş (Kur'an'ın meczubu olmuş da denebilir..) şu mübarek kadının hali; Kur'an'a ilgisizliğimiz karşısında ne kadar anlamlı ve ibretlidir!:
Abdullah b. Mübarek(*) anlatıyor:
"Hac farizasını eda edip Hz.Peygamber(s.a.v.)'in Ravza'sını da ziyaret ettikten sonra memleketime dönmek üzere
(*):Ebû Abdurrahman Abdullah b. Mübarek b. Vâzıh el-Manzalî (ö.: 181 / 797): Tebeü't-Tâbiîn'in büyüklerinden; muhaddis; zahid ve fakih.
yola çıkmıştım. Tam bu sırada, ileride yolun üstünde bir karartı gördüm. Yanına yaklaşınca yaşlı bir kadın olduğunu fark ettim. Önce ona selam verdim. O da;
- 'Onlara(cennet ehline) merhametli olan Rablerinden, kıymetli bir selam vardır,'(Yâsîn S., 58) ayetiyle karşılık verdi. Ona;
- Allah iyiliğini versin; bu mekanda yalnız başına ne yapıyorsun? diye sorunca, yaşlı kadın;
- 'Allah, kimi şaşırtırsa artık onun için yol gösteren yoktur,'(el-'A'raf, 186) ayetini okudu. Yani; Allah, kimi kötü ameli nedeniyle sapıtırsa, onu doğru yola iletecek birini bulamazsın. Yaşlı kadının bu okuduğu ayet-i kerimeden, yolunu kaybettiği anlaşılıyordu. Ona tekrar sordum:
- Nereye gitmek istiyorsun? (Yardım edeyim!..) Yaşlı kadın;
- 'Bir gece, kendisine ayetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu, Mescid-i Haram'dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa'ya götüren Allah, noksan sıfatlardan uzaktır. O, gerçekten işitendir, görendir,'(el-Isrâ, 1) ayetini okudu. Yaşlı kadın, bu ayet-i kerime ile de; hac farizasını eda ettikten sonra memleketi olan Kudüs'e gitmek istediğini ifade etmiş oluyordu.
Tekrar sordum:
- Ne zamandan beri buradasın? Kadın;
- 'Üç gün boyunca,'(Meryem Sûresi, 10) diye cevap verdi. Ben de ona;
- Üç günden beri aç, susuz ve yapayalnız nasıl dayanabildin? diye sorunca, yaşlı kadın;
- ' Beni yediren ve içiren O'dur(Allah'tır)'(Şuarâ S.,79) ayetini okudu. Tekrar sordum:
- Bakıyorum, yanında suyun da yoktur. Ne ile abdest alıyorsun? Yaşlı kadın;
- '...Ve bu hallerde su bulamazsanız, temiz toprakla teyemmüm ediniz,'(el-Maide, 6) ayetini okudu. Bunun üzerine yaşlı kadına, yanımdaki yiyecekten bir miktar vermek isteyince bunu reddederek;
- '...Sonra akşama kadar orucu tamamlayınız,'(el-Bakara, 184) ayet-i kerimesiyle oruçlu olduğunu anlatmak isteyince, ona dedim ki;
- Ramazan ayında olmadığımızı biliyorsun (onun için, oruç tutmana gerek yok.) Yaşlı kadın;
- '...Her kim gönüllü olarak bir iyilik yaparsa, şüphesiz Allah (yaptığı iyiliği) kabul eder ve (yapılan iyiliği) hakkıyla bilendir,'(el-Bakara, 158) ayet-i kerimesini okudu. Ben, tekrar kadını ikaz mahiyetinde;
- Yolculuk esnasında oruç tutmayıp iftar etmek bize mübah kılınmıştır, deyince; yaşlı kadın;
'... Eğer bilirseniz (güçlüğüne, zorluğuna rağmen) oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır,'(el-Bakara, 158) ayet-i kerimesini okudu.
Yaşlı kadının, her sorduğuma Kur'an-ı Kerim'deki ayetlerle cevap vermesi üzerine ona;
- Neden, seninle konuştuğum gibi sen de benimle konuşmuyorsun? diye sorduğumda, kadın;
- 'Insanın ağzından hiçbir söz çıkmasın ki, yanında gözleyici ve yazmaya hazır melek bulunmasın (hemen konuştuklarını kaydetmek için)'(el-Kâf, 18) ayetini okudu.
Yaşlı kadının Kur'an'a karşı bağlılığı ve hassasiyeti karşısında;
- Özür dilerim; (ne olur!) hakkını helal et, dedim. Yaşlı kadın;
- '(Yusuf) dedi ki; bugün sizi kınamak yok. Allah sizi affetsin! O, merhametlilerin en merhametlisidir,'(Yusuf S., 92) ayetini okuyunca, ona;
- Seni, kafilene(arkadaşlarına) yetiştirmek için buyur, deveme bin, dedim..."
Acaba bu mübarek yaşlı kadın, bu teklife ne cevap verdi? Daha doğrusu, hangi ayeti okudu?..Yaşlı kadınla Abdullah b. Mübarek arasındaki derûnî sohbet nasıl devam etti ve noktalandı? Yaşlı kadını, Kur'an'a bu denli bağlı kılan hikmet neydi? Isterseniz, gelecek yazıda devam edelim. Hepimiz şimdiden Kur'an karşısında iyi bir nefs muhasebesi yapalım. Ve Islam'ın büyük şairi M. Akif'in şu mısralarıyla uyanalım:
"Ya açar nazm-ı celilin bakarız yaprağına;
Ya üfler geçeriz, bir ölünün toprağına.
Inmemiştir hele Kur'an, bunu hakkıyla bilin;
Ne mezarlıkta okunmak, ne de fal bakmak için!"