RAMAZAN ŞUURU
Sonbahar yağmurlarının yeryüzünü tertemiz yıkaması... Ve yeryüzünün, güneşin hararetiyle yanıp kavrulması...
Evet, bunlar size neyi hatırlatıyor?..
Gönül yüzünüzü yıkayacak rahmet yağmurlarını, günahlarınızı yakıp yok edecek o rahmet güneşini hatırlamadınız mı?..
Hatırlamak da ne demek? Siz bunları bizzat yaşıyorsunuz...Sağanak sağanak yağan rahmet yağmurlarıyla temizleniyor ve nezih varlığınızı terkeden kirleri rahmet güneşi altında yakıp-yok ediyorsunuz...Yani siz, mevsimine eriştiğinizde Ramazan'ı yaşıyorsunuz!..
"Onbir ayın sultanı" demişler...
Allah'ın Resulü; "Başı rahmet, ortası mağfiret, sonu cehennemden azad" demiş; boşuna değil...
Insanlar arasında peygamberler, beldeler arasında Harem-i Şerif ne ise aylar arasında Ramazan da odur.
Ramazan ayını "sultan" yapan, onu kutsal kılan en büyük özelliği elbette bilmek gerekir...Bırakalım Kur'an'ın kendisi söylesin: " Ramazan, öyle bir aydır ki; bu ayda Kur'an, insanlara yol gösterici ve doğruyu yanlıştan ayırıcı belgeler olarak indirildi. Sizden bu aya erişen oruç tutsun ..." (el-Bakara, 185)
Insanlığın tek hidayet kaynağı, hakkı batıldan ayırıcı tek belge olan Kur'an-ı Azimüşsan, bu ayda nâzil olmaya başlamıştır. Ve bu aya erişen her mükellef, oruç tutmalıdır. Çünkü Kur'an'ı, kendi nefsine ve hayata hakim kılmanın yolu oruçtan geçiyor.
Oruç öyle mühim bir farîzadır ki, hiçbir ümmet ondan muaf tutulmamıştır. Ayet-i kerimede şöyle beyan ediliyor: " Ey iman edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi size de oruç farz kılındı. Umulur ki takvaya ulaşırsınız ." (el-Bakara, 183)
Oruç, ümmeti takvaya eriştiriyor. Öyleyse, "takva" ne demektir? Oruç bu işi nasıl başarıyor?..
Takva; 'sakınmak, korunmak' gibi manalara geliyor.
Oruç, güçlü bir irade eğitimi sayesinde ferdi ve toplumu kötülük ve günahlara düşmekten koruyor, Allah'a yaklaştırıyor. Insan, nefsinin şerrinden; cemiyet de, insanın şerrinden emin olursa; işte, özlenen toplum böylece oluşturulmuş oluyor. Oruç ve Ramazan şuuru, Allah'ın razı olduğu cemiyeti oluşturmaya ve korumaya yetiyor.
Oruçlu, Allah'ın emrine uyarak şehvetlerini terk ediyor; Allah'ın her an kendisini murakabe ettiği inancı içinde sabretmeyi öğreniyor. Ve bu durum; kulda, bütün hayatını kuşatan bir meleke halini alıyor. Artık böyle insanlar ve onlardan müteşekkil toplumlar; hile ve kötülük, adaletsizlik, hakka tecavüz, zulüm ve işkence...kavramlarına ne kadar da yabancıdırlar!
Kötülüklerin; içki, kumar, fuhuş, faiz, dolandırıcılık, hırsızlık, gıybet, iftira, yalan, zulüm ve işkencelerin Islam âlemini de kasıp kavurması; 'Ramazan şuuru' yoksunluğunun davet ettiği belalar değil midir? Kutsal açlığı, kutsal çileye dönüştüremeyişin getirdiği musibetler değil midir?..
Mücahede olmadan, gerçek mücadele yapılamaz. Nefsiyle mücahede savaşını kaybetmiş insanların, zahir düşmana karşı Allah yolunda savaşmaları ve galip gelmeleri mümkün değildir...
Büyük müfessir ve muazzez şehit Seyyid Kutub 'un dediği gibi; "Allah'ın nizamını yeryüzüne hakim kılmak ve beşeriyete kumandan olup insanlar üzerine şehadet etmek için; 'Allah yolunda cihad' emrinin farz kılındığı ümmete, orucun da farz kılınması gayet tabii idi." Allah'ın nizamını kendi nefsine hakim kılamayan, nefsine kumandan olamayan, o yüce nizamı yeryüzüne nasıl hakim kılabilir?..Insanlığa nasıl kumandan olabilir?..
Herşeyden evvel, ruhun cesede hakim olması gerekir. Bunun için de oruç, etkin bir formüldür. Alman profesör Cehardet , iradenin takviyesi konusunda yazdığı kitabında orucu tavsiye ederek;
"Insanın, maddi meyillerinin esiri olmaması, nefsinin dizginlerine malik bir hayat yaşaması için, ruhun cesede hakimiyetini temin edecek en tesirli yol oruçtur," diyor. Yani oruç; 'büyük cihad' ı başarabilmek için elzem bir eğitimdir.
"Oruç; mü'minlere Allah için iş yapma, menfaat beklemeksizin meşakkat ve mahrumiyetlere göğüs germe ve inanılan mukaddes değerleri hakim güç kılma uğrunda mücadele eğitimi yaptıran bir ibadettir.
Oruç; nefsi arzuları söndürüp, behimi gücü zayıflattığı, ruhu kuvvetlendirip kemal yollarını açtığı ve ibadetler içinde samimi bir gönülle yapılmaya müsait olan olduğu için, mü'mini Allah sevgisine erdiren ve melekleştiren bir ibadet" tir. (Bkz.: A. R. Demircan, Islam Nizamı, c.1)
Ramazan Bayramı ise, nefsiyle savaşı kazananların zafer şenliğinden başka birşey değildir...
Ramazan ve Oruç; zengin-fakir, kadın-erkek, genç-ihtiyar her mü'mine aynı duyguları yaşatan kutsal bir mekteptir ki; o mektepte kazanılan terbiye, mü'minlerin bütün zaman ve hayatını kuşatmalıdır.
Ve Oruç, materyalizme ve ateizme vurulan etkin bir darbedir. Çünkü Oruç, fert ve toplumu, maddeye esaretten ve nefsi arzularını ilah edinmekten kurtarıyor. Merhamet duygularını kamçılayarak, Allah için yardımlaşma ve infak hasletiyle Allah'a kulluk şuurunu artırıyor.
Oruç, sadece manevi ve sosyal bakımdan mı faydalıdır? Çağdaş Tıp Bilimi; "Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız," hadisinin ilmi hikmetlerini deşifre edercesine hayreti mucip keşiflerle mü'minlerin imanını kamçılıyor... Prof. Dr. Paul Trüb , Tıp Dünyasına arzettiği bir raporunda; "Oruç, kansere karşı bir çeşit kalkan rolünü oynamakta, kanser hücrelerinin çoğalmasını önlemektedir," diyor.
Yine Tıp Dünyasından öğreniyoruz ki; Oruç tutan bünye, adeta bir revizyona giriyor; Oruç, iç organları saran yağı eritiyor; hücrelerin metabolizmasında büyük değişiklikler oluyor; vücudun zindeliği ve mukavemeti artıyor; böbrek, karaciğer, şeker ve kalp hastalıklarına karşı bünyeye direnme gücü veriyor.
Bunun içindir ki, dünyanın birçok bölgesinde oruçla tedavi yapılan hastaneler dahi açılmıştır. Dr. Henry Lahman 'ın, Saksonya 'nın Dresden şehrindeki hastanesi bunlardan sadece birisidir.
Fazla söze ne hacet; Allah(c.c.) kullarına faydasız olanı hiç emreder mi?! Öyleyse, her ibadet gibi Oruç da sadece Allah rızası için tutulmalıdır. Ramazan, Allah için yaşanmalıdır. Çünkü, Peygamber Efendimizin buyurduğu gibi; "Allah, yaptığı işi, 'ibadet ediyorum' şuuruyla sağlam ve güzel yapan kullarını sever."