Sarhoşlara dahi Hoşgörülüydü...
Hoşgörü; bir insanın güzel/müsbet yanlarını öne çıkarmak ve ondan hareketle o insanda güzelliğin ve iyiliğin hakim olmasını sağlama yöntemidir. Allah Resulü, kusur aramak, çirkin olanı teşhir etmek yerine hep güzeli yakalamak taraftarıydı. O'nun bu tavrı, insan dışındaki varlıklar için de geçerliydi:
1 Ashabdan bazılarıyla giderlerken, yol kenarında bir köpek leşine rastladılar. Ashabın, yüzünü ekşitmeleri, tiksinmeleri ve; "ne kadar kötü!" demelerine karşılık Allah Resulü, tebessümle; "dişleri ne kadar güzel!" buyurdu.
Bir cîfede dahi güzellik arayan Rahmet Peygamberi'nin insanlara yaklaşımı nasıl olabilirdi?..Bir örnekle anlamaya çalışalım:
1 Buhari'nin naklettiği bir hadise göre; "Hz.Peygamber zamanında Abdullah b. Nuayman isminde birisi vardı. Bu adam, halk arasında ‘himar(eşek)' diye anılırdı. Çünkü çok içki içer, hemen hemen daima sarhoş dolaşırdı. Ancak bu adam, hoş sohbet biri olduğundan Peygamber Efendimiz onu çok sever, hatta zaman zaman onu aratır, onunla sohbet ederdi. Içtiği zamanlar, yakalanıp huzura getirildiğinde de hadd-i şirb(içki cezası) uygulatırdı.
Yine birgün Abdullah, sarhoş bir halde Allah Resulü'nün huzuruna çıkarılmış ve cezalandırılmıştı. Orada bulunanlardan Hz.Ömer , Abdullah'a lanet okuyup; "Bu adam ne kadar da içiyor; şunun boynunu vuralım daya iyi!" diye celallendi. Bunu duyan Allah Resulü, Hz.Ömer'i azarlayarak şöyle buyurdu:
- "O'na lanet okuma ey Ömer! Allah'a yemin ederim ki; onun hakkında kesin olarak bildiğim bir şey varsa, o da Allah ve Resulü'nü çok sevdiğidir." (Tecrid-i Sarih Tercümesi, c.12, Hds.2086)
1 "Buhari şârihi Kirmâni , Abdullah 'ın garip bir hareketini şöyle bildiriyor: Abdullah, bir keresinde; veresiye bir tulum yağ, bir tulum da bal alarak Resulullah'a hediye getirmişti. Bir süre sonra satıcı, malların bedelini istemiş, Abdullah da ödemeyi yapamadığından, satıcıyı alıp doğruca Hz.Peygamber'in huzuruna getirmiş ve aynen şöyle demişti:
- Ey Allah'ın Resulü; adamın parasını öde!..
Allah Resulü, bu durumdan çok hoşlanmış ve uzun süre tebessüm ederek malların tutarını ödemişti. Resuller Sultanı'nın tanıklığıyla vicdanı Allah ve Resulüllah aşkıyla dolu olan Abdullah'ın, Peygamber'i güldüren davranışları hep böyle latif idi." (Tecrid Tercümesi, c.12, s.253-254)
Evet, bir sarhoşun da, Allah ve Resulü'nü sevme hakkı vardı. Abdullah b. Nuayman'ın sarhoş olması ve her defasında dayak yemesi, sevgisine mani olamamıştı. O, hatasının, saplandığı kötü alışkanlığın farkındaydı. Cezalandırılsa da, toplum ona 'himar' diye hakaret etse de, onun Allah'a ve Resulü'ne sevgisi zerre kadar azalmıyor; bilakis artıyordu. Parası olmadığı halde, kendinin ödeyemeyeceğini bile bile borçlanarak Allah Resulü'ne hediye götürüyor, O'nun sevgisini kazanmak istiyordu. Rahmet ve Şefkat Peygamberi, bu ulvi sevginin farkındaydı ve ona hoşgörüyle muamele ediyordu. Çünkü; Allah'ı ve Resulü'nü kim gerçekten sevmiş ise, önünde sonunda kurtuluşu hak edecekti...
Insanların kusurlarını görmek, hatalarını sayıp-dökmek kolaydır; zor ve makbul olan, onlara kurtuluşa sevk edecek yumuşak yaklaşımı göstermektir. Bakınız, Cenab-ı Hak, sevgili peygamberini, yumuşak davranışlarından dolayı nasıl övüyor ve yol gösteriyor:
" Allah'ın rahmeti sebebiyledir ki, sen onlara yumuşak (hoşgörülü) davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, çevrenden dağılır giderlerdi. Öyleyse, onlar(ın kusurların)dan geç; onlar için mağfiret dile ." (Âl-i Imran, 159)