ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

Aldanmak Müslümana yakışmaz

Maalesef bugün Müslümanlık iddiasında bulunanların çoğunun ortak yanılgıları bu. Halbuki Rabbimiz bizi böyle bir yanlışlığa düşmeyelim diye açıkça uyarıyor: "Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah yine de hatalarınızın bir çoğunu bağışlıyor.

Şura Suresi, Ayet:30)" "Sana gelen her iyilik Allah'ın lütfudur ve sana gelen her fenalık da kendinden (yaptığının cezası)dir. Nisa Suresi, Ayet:79)" buyuruyor. Demek ki, bizi bu duruma kendi gafletimiz, hatalarımız, kusurlarımız, yanlışlarımız, suçlarımız, cürüm ve kabahatlerimiz düşürdü. Hem de öyle ufak tefek değil, esaslı ve büyük hatalarımız. Sayısız imkan ve fırsatları, asırları ve çağları bize heba ettiren, Allah'ın nazarındaki değerimizi, kadrimizi kıymetimizi düşüren, bizi Onun sonsuz ve sınırsız lütuf ve kereminden, rahmet ve merhametinden mahrum bırakan hatalarımız.

- Hocam nasıl bu kadar kolay aldatılıyoruz? Acaba çok mu safdil insanlarız?

- Azizim! Safdillik, safderunluk kötü niyetli, dalavereci kimselerin, aldatmaya , kandırmaya, haksız kazanç sağlamaya yönelik tamahlarını artırır. Aldatmak alçaklıktır, ama aldanmak da ahmaklıktır. Müslüman feraset sahibi olduğu ve Allah'ın nuruyla baktığı için kolay kolay aldatılmaz. Aldanmak Müslümana yakışmaz. Hele bir delikten Müslüman iki defa sokulmaz.

Şahsi işlerinde, özel muamelelerinde aldanmak da kötüdür ama, nihayetinde bunun zararı genelde bir kişiye, yani aldananadır. Ama tüm toplumu ve herkesi ilgilendiren konularda, sosyal ve siyasal meselelerde saf olmamaya, aldatılmamaya, kandırılmamaya daha fazla ihtimam gösterilmeli, bu konularda daha akıllı ve daha uyanık olunmalıdır. Çünkü bu tür aldanmalar çok daha vahim sonuçlar doğurur. Bu tür aldanmaların zararları orada kalmaz, sağa sola yayılır, geleceğe doğru da akar gider.

- Üstad, sizi dinledikçe doğru sandığım pek çok fikir ve kanaatlerimin yanlışlığını anlıyorum. Bu da benim şüpheciliğimi, kuşkuculuğumu artırıyor. Neredeyse her şeyden, herkesten, hatta kendimden bile şüphe edeceğim.

- Azizim, ölçüyü ayarı kaçırıp, paranoya haline getirmezsen şüpheci olmak pek de yanlış bir şey değil. Elimizde şüphe edilemeyecek, batılın yanlışın yanına yaklaşamayacağı tek bir kaynak, tek bir ölçü, delil ve rehber var. O da Allah'ın kitabı Kur'an'dır. Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Keriminin daha başında, Bakara Suresinin ikinci Ayetinde, bu Kitapta şek ve şüpheye asla yer olmadığını, muttakiler için hidayet rehberi olduğunu belirterek; onun dışındaki görüş ve düşüncelerin, fikir, haber ve yorumların doğruluğuna kuşkuyla yaklaşılması gerektiğine işaret ediyor.

Bilim ve teknolojide yaşanan bunca ilerlemeye, araştırmalara ve bilimsel çalışmalara rağmen; sosyal bilimlerde ve sosyal olaylarda genel geçer kurallar ve kanunlar hala yok denecek kadar azdır. Örneğin; tarih bilimi söz konusu olduğunda, rahatlıkla "Tarihin kanunları, genellikle tarihçilerin kanunlarıdır!" diyebiliriz. Bunu biraz da doğal karşılamak gerekir. Çünkü insan değerlendirmesinin karıştığı her olayda az veya çok bir sübjektiflik bulunur. Sosyal konularda görüş ayrılıkları, düşünce ve değerlendirme farklılıkları her zaman kötü niyetten kaynaklanmayabilir.

Mesela, basit bir trafik kazasına veya asayişle ilgili bir olaya bazen sekiz on kişi birden tanık olur, ama hepsinin de olayı anlatması, değerlendirmesi farklı olabilir. Kimi bir tarafı, kimi öbür tarafı hatalı veya suçlu bulabilir. Öte yandan bilimsel görünen pek çok görüş ve düşünceye art niyet, peşin hüküm, başka amaçların karışması hiç de nadir değildir. Anadolu'da halk arasında bir tabir vardır : "Kedi yavrusunu yemek isterse fareye benzetir de yermiş." derler.

Güya kedi, önce yavrusunu evirir çevirir, inceler bakar, "Yahu bunun kuyruğu ne kadar ince, fareye benziyor; sakın fare olmasın!" diye düşünmeye başlar; sonra da " A ayakları da, gözleri de, kulakları da, ağzı, burnu da, sırtı, karnı da tıpkı fare, bu kedi değil, fare!" der, yavruyu boğarmış. Sosyal konularda yapılan araştırmaların, varılan sonuçların, yazılan kitapların ve yazıların sübjektif, peşin hükümlü ve maksatlı olmaları çok mümkündür.

Zaman zaman doğru ile yanlış, objektif ile sübjektif, iyi niyetle kötü niyet birbirine öylesine karışır ki, bunları birbirinden ayırmak her babayiğidin harcı olmaz. Bazen öyle yazılar okuyorum ki; dayandıkları tarihi olaylar ve olgular, bilimsel gerçekler ve tespitler genelde doğru; ama vardıkları sonuçlar ve konuyu bağladıkları yer korkunç! İnsanlarımızı yanlış sonuçlara, kanaatlere, ayrılıklara, gereksiz düşmanlıklara, kinlere, öfkelere, çatışma ve tartışmalara, ihtilaflara götürüyorlar. Önce doğrular söyleniyor, sonra ne oluyorsa oluyor, başka şeyler yumurtlanıyor. Bu dünya baştan sona bir sebepler dünyasıdır.

Ancak bunların arasında pek azını tam anlamı ile görebiliyoruz. Gerçek sebeplerin farkına varamadığımız için, hep hata yapıyoruz. Hatalar yeni hataları, dert ve sıkıntılar yeni dert ve sıkıntıları, bela ve musibetler yeni bela ve musibetleri doğuruyor.Halbuki bilim adamlarımızın, fikir adamlarımızın, aydınlarımızın, düşünürlerimizin esas görevi, doğru yanlış, yalan gerçek, bir sürü veriyi toplayıp önümüze koymak olmamalı, bunlardan Müslümanların, hatta bütün insanlığın hayrına olabilecek olumlu ve yararlı sonuçlar çıkarmak olmalıdır.

Olup bitenlerden, hadiselerden ziyade, bunların arkasındaki gerçek sebepler, bunları bizim nasıl görüp, nasıl değerlendirdiğimiz, nasıl yorumlandığımız çok daha önemlidir. Aynı olay, aynı söz, aynı eylem farklı insanlarda farklı tepkiler doğurabilir.

Kur'an'da da işaret edildiği gibi, aynı söz veya olay birinin hidayetine sebep olur, diğerinin dalaletine, birinin imanını artırır diğerinin küfrünü, birini yanlışa sürükler, diğerini yanlıştan kurtarır. Aynı olaydan hareketle biri sarsılmaz dostluklar kurar, diğeri bin yıllık dostlukları temelinden yıkar.

 
alt_banner