ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

Batı, İslam Alemine hakim olmak istiyor

Doğu ülkelerinde bilimsel kazılar yapılması, ortaya çıkarılan tarihi kalıntıların, tablet ve yazıtların, dini ve edebi metinlerin, kaynak eserlerin, bilgi ve belgelerin derlenip toparlanması, batıya taşınması, arşivlenmesi, sonra oryantalistler tarafından bu bilimin formatına ve amaçlarına uygun bir şekilde yorumlanması, bu ağır işin altından kalkabilecek uzmanlar yetiştirilmesi gerekiyor.

Oryantalist olmak için, önce Avrupa Üniversitelerinden birinin doğu bilimleri bölümünde zor ve yorucu bir eğitim almak, sonra hükümet kuruluşları, üniversiteler veya bu amaca hizmet etmek üzere kurulmuş vakıf dernek veya fonlardan birinden aldığı bursla gezi, inceleme ve araştırma için yıllarını, belki de ömrünü doğuda geçirmek ve bu çalışmaların sonuçlarını da izin verildiği şekilde, yani kabul edilebilir bir tarzda yayına dönüştürmek zorunluluğu var.

Bugün sadece ABD'de Ortadoğu'yu ve İslam ülkelerini inceleme konusu yapan ve büyük bütçelerle çalışan düzinelerce örgüt, enstitü, strateji kuruluşu bulunuyor. Ama ne yazık ki İslam ülkelerinde ne ABD'yi, ne batıyı, hatta daha da acısı ne de doğuyu ve kendilerini inceleme konusu yapan mütevazı da olsa tek bir kuruluşa rastlayamazsınız. Batılıların doğu ülkelerinde görev yapan diplomatları, temsilcileri, şirket çalışanları, gezginleri çoğunlukla, gittikleri ülkenin dilini, örf ve adetlerini bilen, oryantalist eğitimden geçmiş, en azından bu bilimin verilerinden haberdar olan ve yararlanan kimselerdir.

Bizimkiler ise görevli gittikleri ülkelerde, o ülkenin diliyle değil, batı dilleriyle ilişkiler geliştirmeye çalışıyorlar. Örf adet, inanç gelenek zaten hiç birinin umurunda değil. Dolayısıyla asla yabancılık çekmemeleri, kolayca iletişim kurmaları gereken yerlerde bile, yabancılardan daha yabancı durumuna düşüyorlar, bundan da hiç gocunmuyorlar, rahatsızlık duymuyorlar.

- Üstad, oryantalizm şimdiye kadar hep adını duyduğum, merak ettiğim, ama tam olarak ne olduğunu kavrayamadığım bir bilim dalı. Affınızı istirham ederim ama, sizin şimdiye kadarki açıklamalarınızdan da tam bir fikir ve kanaat sahibi olabilmiş değilim. Dünyanın bir bölümü nasıl oluyor da bir bilimin konusu olabiliyor? Haydi oldu diyelim, bir doğubilim (şarkiyat) var da, bir batıbilim (garbiyat) niye yok? Bu bilim niçin, nasıl ve ne zaman doğmuş? Bu konularda da bizi biraz aydınlatabilirseniz çok seviniriz.

- Vallahi azizim, bu öyle kısa bir iki cümleyle anlatılabilecek bir husus değil. Sorduğunuz soruların cevaplarını tarihin derinliklerinde enine boyuna aramak lazım. Bilmem ki,
ben ne kadar anlatabilirim, ya da siz bu uzun ve sıkıcı izahları dinlemeye ne kadar tahammül edebilirsiniz?

- Biz hazırız, lütfen siz buyurunuz üstad!

- Peki öyleyse, günah benden gitti demektir! Bildiğiniz gibi, Müslüman doğu ile Hıristiyan batının tarihi, baştan sona bir savaşlar ve mücadeleler tarihidir. Bu savaş ve mücadeleler hiç eksik olmamış, gizli aşikar hala bugün de bütün şiddetiyle devam ediyor. Daha Hz. Peygamber döneminde başlayan bu mücadele, Miladi 632 yılında Peygamber Efendimizin vefatından sonra artarak devam etmiş, Müslümanların dünya üzerindeki askeri, siyasi, dini ve kültürel hakimiyeti akıl almaz bir hızla, çok geniş alanlara yayılmıştı.

Sadece Hazreti Ömer'in on yıllık hilafeti döneminde, otuzbinden fazla önemli şehir Müslümanların eline geçmişti. Daha sekizinci ve dokuzuncu miladi yüzyıllarda İslam, batıda Atlas Okyanusu'na ve Fransa içlerine, doğuda Çin'e, Hindistan'a ve Endonezya'ya ulaşmıştı. Bu ilerleme karşısında batı çaresiz kalmış, dehşet ve korkuya kapılmıştı. Her kemalin bir zevali olduğu gibi, İslam medeniyeti de önce yavaşlama, sonra duraklama, daha sonra da gerileme dönemine girdi.

Tabiatiyle bunun pek çok sebepleri vardı. Ama en önemli sebeplerin başında, batıda bilim sürekli ilerleme kaydederken, doğuda bilimin gerileyip çökmesi geliyordu. Batı kaybettiklerini geri almak, sonra da önce İslam alemine, ardından da bütün doğuya hakim olmak, egemen olmak için çareler aramaya başladı. En büyük çare ve en iyi araç olarak oryantalizm adıyla bilinen bu bilimi geliştirmeyi seçti. Çünkü bir şeye egemen olmak için, onu çok iyi tanıyıp, bilmek gerekiyordu. Oryantalizmin sıradan bir tarih bilgisiyle alakası yoktur.

O dünyayı önce "doğu" "batı", "onlar" ve "biz" diye ikiye ayıran, sonra doğunun batı tarafından tamamen yok edilmesi, eritilmesi, boyunduruk altına alınması, tehlike olmaktan çıkarılması, en azından güdülüp yönetilmesi, başkalaştırılması, batıya benzetilmesi gibi amaçlar güden, kendine has önyargıları, peşin hükümleri, tanımlamaları, genellemeleri, kuralları, yasaları, uzmanları, organları, belli bir söylem biçimi, ifade tarzı olan, objektiflikten uzak garip bir bilim dalıdır. Filoloji, biyoloji, tarih, antropoloji, felsefe, iktisat gibi bütün diğer bilimleri de ana gayesine hizmet için kullanır, elde edilen tüm veriler ve bilgiler oryantalist inceleme metotlarıyla süzgeçten geçirilerek, Avrupa'ya yarar hale getirilir.

Oryantalist araştırma, inceleme ve çalışmalar çok daha eski asırlara uzanmakla birlikte, 1312 yılındaki Viyana Konsili'nin Kararlarıyla pek çok batı üniversitelerinde oryantalizm kürsüleri kurulması, bu bilimin başlangıç tarihi olarak kabul edilir. İlk oryantalistler genelde doğu dilleri uzmanlarıydılar ve aralarında Çin'e kadar tüm Asya'yı tercümana ihtiyaç hissetmeden gezebilecek kadar çok dil bilenler vardı. Avrupa'da, Rönesans diye adlandırılan dönemin başında, önce klasik Yunan ve Latin dünyasına ve kültürüne karşı heyecanlı bir ilgi uyanmış, ardından bu ilgi Doğu'ya yönelmişti. En büyük şairler, yazarlar, sanatçılar, bilginler adeta bir "Doğuculuk" hastalığına tutulmuşlardı.

Yalnız Arapça, Türkçe, Çince, Hint dilleri, Java dilleri gibi bilinen diller değil, doğuda pek küçük gruplar tarafından konuşulan mahalli dil ve lehçeler, çoktan unutulup tarih sahnesinden silinmiş eski uygarlıkların dilleri üzerinde yapılan filolojik etütler de, oryantalizmin ana konularından biri olarak çok ileri boyutlara ulaşmıştı. Eski Mezopotamya dilleri, Asur ve Babil dilleri, eski Mısır dilleri, Hiyeroglifler, çivi yazıları, Hitit Tabletleri velhasıl doğunun İslam öncesi dönemiyle ilgili diller, yazıtlar, yazılı eserler, tarihi kalıntılar oryantalistler tarafından didik didik edilmiş, inceden inceye araştırma konusu yapılmıştı.

Türk edebiyatının en eski örnekleri olarak kabul edilen Orhun Abideleri ve eski Uygurca metinler de ilk defa oryantalistler tarafından çözülmüş ve okunmuşlardır. Bilim adamı, araştırmacı, seyyah, gezgin, tüccar, misyoner, diplomat, asker, doktor, değişik iş ve meslekler erbabı olarak ve hiçbir engelle karşılaşmadan doğuyu karış karış gezip dolaşan, inceleyen oryantalistler, bilimsel kaynak kitaplar, klasik ve tarihi eserler, önemli yazılı belgeler, folklorik malzemeler, sanat eserleri velhasıl önemli ne buldularsa asırlar boyunca batıya taşıdılar. Bugün, çok önemli bazı islami kaynak eserlerin bile, hiçbir Müslüman ülkede bulamayacağınız tek ve orijinal nüshalarını ancak batıdaki oryantalist merkezlerde bulabilirsiniz.

- İyi ya işte Üstad! Adamlar bizim yapmamız gerekeni ve yapamadığımızı yapmışlar!

- Evet, gayret ve çabaları gerçekten takdir edilmeye değer. Ama amaçları, niyetleri, bakış açıları, doğuyu ve doğuluları tanımlama, değerlendirme biçimleri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Oryantalistlerin İslam öncesi dönemle ve medeniyetlerle ilgili fikirleri, görüş ve kanaatleri oldukça objektif olduğu halde, yaşayan doğu, özellikle İslam ve Müslümanlar hakkındaki söylemleri çok sübjektif, ön yargılı, bilimsellikten uzak, insanlık dışı, insafsız, düşmanca ve zalimcedir.

Oryantalizmin doğu, İslam ve Müslümanlar üzerine asırların birikimi ile yerleşmiş, kesinleşmiş tanımlamaları, tasvirleri, haksız genellemeleri, uydurduğu varsayımları, adeta yasa haline gelmiş genel kabulleri, ön yargıları, belli amaçları, ölçü ve kriterleri vardır. Hiç kimse, hele bir oryantalist asla bunların dışına çıkamaz. Çıkanlar hemen ayıklanır. Örneğin; William Whiston, sırf İslama karşı duyduğu sempati hisleri yüzünden, 1709 yılında Cambridge'den kovulmuş. Tabii bu tek örnek değil, daha sayısız örnekleri var.

 
alt_banner