ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

"Bizim inancımızda hiçbir bağ din kardeşliğinin üzerine çıkamaz"

Üstad, milliyetçi ve ırkçı düşüncelere İslamın bakışı nasıl? Müslümanın bakışı nasıl olmalı?

- İslamdan önce Araplar arasında kabile ve kan akrabalığı en önemli bağı oluştururken, İslam bunun yerine din kardeşliğini getirdi. Bizim inancımızda hiçbir bağ, din kardeşliğinin üzerine çıkamaz. Eğer iman ve din birliği yoksa, başka yakınlıklar bir mana ifade etmez.

Müslümanlar, en yakın akrabaları, ana, baba, eş ve çocukları bile olsa, İslamın dışında başka bir inanç ve din sahibini Müslüman kardeşine tercih edemez. Böyle bir hatanın, kişinin dinine ve dünyasına pek büyük zararlar vereceği, bu yüzden Allah'ın azabına ve gazabına uğrayacağı hususunda Cenab-ı Hakk, Müslümanları Kur'an-ı Keriminde apaçık ayetlerle uyarıyor.

Yine Rabbimiz, Kitabında bize, tüm insanları tek bir ana ile tek bir babadan yarattığını, tearuf için, yani daha kolay tanışıp bilişebilsinler diye kabilelere ve milletlere ayırdığını, Allah katında üstünlüğün sadece takva ile yani Allah'a isyan etmekten hakkıyla sakınmak ve O'nun emirlerini rızasına uygun şekilde yerine getirmekle mümkün olabileceğini bildiriyor.

Bizim inancımızda, bir ırk veya bir kabileye mensup olmak, ne böbürlenme, ne de kınanma ve utanma sebebi olabilir. İşleriyle, bilgisiyle, başarılarıyla, emek ve çabasıyla yükselememiş bir insanı, şu veya bu millete mensup olmak, şu veya bu babanın sulbünden gelmek asla yükseltemez.

İnsan hangi ırka, kabileye ve millete mensup olarak doğduysa, o mensubiyetle ölür. Bunu seçme şansımız bulunmadığı gibi, bunda artma ve eksilme de olmaz. Yani Arap milliyetçiliği yaparak daha çok Arap, Türk milliyetçiliği yaparak daha çok Türk veya Hint milliyetçiliği yaparak daha çok Hintli olamazsın. Bundan istifa edip, çıkamazsın da. Hangi milletin ferdi olarak doğmuşsanız, o milletin ferdi olarak ölürsünüz. Bunu sonradan kazanamayacağınız gibi, kaybetme korku ve endişesine kapılmanıza da gerek yoktur. Ama İslam çok farklı ve üzerine titrenmesi gereken bir şey. Dünya ve ahıret saadetine erebilmek için İslamı tam ve doğru olarak anlayıp yaşamaktan ve Müslüman olarak ölmekten başka çare yok! İnsan onu kendi tercihiyle seçer.

Hiç kimsenin Müslüman olarak ölebilme garantisi yok. O yüzden ben, kaybedilmesine, sonradan kazanılmasına, azalıp çoğalmasına imkan olmayan ırk ve kan bağının üzerine titreyip de onu ideolojileştiren, öte yandan esas üzerine titrenmesi, öğrenilip yaşanması gereken Müslümanlıklarını ihmal edenlere şaşıyorum.

Bu bana boş, anlaşılmaz ve biraz da insan fıtratına ters geliyor. Neden derseniz, ben şahsen din kardeşime duyduğum sevgi ve yakınlığı, benimle aynı inancı paylaşmayan akrabalarıma duyamıyorum. Benim de benimle aynı görüş ve düşünceleri, aynı hassasiyetleri paylaşmayan, İslamı ve Müslümanları sevmeyen bazı yakın akrabalarım var.

Çok seyrek de olsa, zaman zaman onlarla bir araya geliyoruz. Aynı dili konuştuğumuz halde bir türlü anlaşamıyoruz. Aksine konuştukça birbirimizden daha çok soğuyor, daha çok uzaklaşıyoruz. Neticede, onlar benden hoşlanmıyorlar, ben de onlardan. Ama dilini anlamasam da, hangi ırktan olursa olsun bir Müslüman kardeşimle bir araya geldiğimde içimi bir sıcaklık ve muhabbet kaplıyor. Anlıyorum ki, insanlar arasında dostluk, sevgi ve barış için, gönül ve inanç birliği, dil birliğinden, kan bağından çok daha önemli bir bağ.

 
alt_banner