ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

"Farz-ı kifaye, farz-ı ayndan daha önemsiz değildir"

- Ama Hocam, herkesin ilim adamı, uzman, bilgin, mucit, kaşif olması mümkün değil ki! Herhalde bu herkes için şart veya dini tabiri ile farz-ı ayın da olmasa gerektir. Belki farz-ı kifaye olabilir!

- Azizim farz-ı kifaye, farz-ı ayından daha önemsiz değildir. Farz-ı kifaye aslında toplumun tamamına farz olan, ancak toplum içinden birilerinin bu farz-ı yerine getirmesiyle toplumun tamamının günah ve sorumluluktan kurtulabildiği, herkesin yapmış sayıldığı farzlardır.

İlim üretmek, bilimsel araştırma ve inceleme yapmak, bunun sonucunda Müslümanların güçlü kuvvetli, onurlu izzetli, muktedir ve müreffeh olmalarına, kafirlere karşı üstünlük sağlamalarına katkıda bulunmak az bir iş midir? Bunu yapan, Müslümanların tamamına farz olan, yapılmadığı takdirde tek tek bütün Müslümanların sorumlu tutulacağı bir yükümlülüğü yerine getirmiş olur.

Bu farzları ihmal eden toplumlar, bunun acı akıbetlerinden dünyada da ahırette de yakalarını kurtaramazlar. İhtisaslaşmanın uzmanlaşmanın alabildiğine önem kazandığı, bir bilim dalının tamamı şöyle dursun, belli bir konusu üzerinde bile derinleşmeye ömürlerin yetmediği, sorunlarımızın, problemlerimizin, dertlerimizin, eksiklerimizin, yanlışlarımızın dağlar gibi büyüdüğü günümüzde, Müslümanlar olarak maddi ve manevi sorumluluğumuz da, yükümlülüğümüz de çok ağırdır.

Her birimizin gücü, kuvveti, kabiliyeti nispetinde "Ben ne yapabilirim, bana ne düşüyor?" sorusunu kendisine sorması ve işin bir tarafından tutması şarttır. Kabiliyeti varsa, belli bir alanda uzmanlaşıp, toplumuna katkıda bulunan, hiç olmazsa bu görevlerden birini layıkıyla yerine getiren, kabiliyeti yoksa bu tür gayretlere elinden geldiği kadarıyla, bol bol ve cömertçe maddi ve manevi destek sağlayan kişi, bence başka farzlarla kıyaslandığında çok daha faziletli bir iş yapmış olur.

Onun Allah katındaki şerefi, Allah'ın ona dünya ve ahırette vereceği ecir ve mükafat, başka hiçbir amelle kıyaslanamaz. Batı ülkeleri bilimde bunca ilerlemelerine, mesafe almalarına rağmen, hala bilim ve teknolojiye, araştırma ve geliştirme çalışmalarına akıl almaz boyutlarda para harcıyorlar. Hem sosyal bilimlerde, hem de fen ve tabiat bilimlerinde sayısız bilim adamı geceli gündüzlü harıl harıl çalışıyor.

- Üstad, fen ve tabiat bilimleri, teknoloji tamam da, batılılar sosyal bilimlere de aynı ölçüde önem verip, kaynak ayırıyorlar mı?

- Elbette! Belki daha da fazla önem verip, daha çok kaynak ayırıyorlar desem, mübalağa etmiş sayılmam. Adamlar sırf bizi, yani doğuluları incelemek üzere oryantalizm, doğubilim, şarkiyat diye bir bilim dalı kurmuşlar.

Doğu diye tanımladıkları coğrafi bölgeyi ülke ülke, bölge bölge, dönem dönem ayırarak, bunların günümüzde var olan ve tarih içinde kaybolup gitmiş kültürlerini, dinlerini, dillerini, insanlarının örf adet, gelenek ve göreneklerini, kuvvetli ve zayıf yönlerini, karakterlerini, zaaflarını, aralarındaki fikir görüş düşünce inanç farklılıklarını, kin ve düşmanlık sebeplerini, rekabetlerini, çekişmelerini, ihtilaflarını velhasıl doğuyla ilgili bizim aklımıza gelebilecek ve gelemeyecek her şeyi inceleyip araştırmak için asırlardan beri oluk oluk para harcıyorlar.

Yüzbinlece bilim adamı, uzman, yazar, gezgin ömürlerini bu işe adamış. Bu iş için üniversitelerde bölümler, kürsüler,enstitüler, araştırma merkezleri oluşturulmuş, coğrafya dernekleri, vakıflar, müzeler kurulmuş.1800 ila 1950 yılları arasında sadece Ortadoğuyu ele alan batıda yayınlanmış kitap sayısı 60 000 'in üzerindedir.

Bu dönemde Ortadoğu'dan batıya giden ve batı üzerine kitabı yayınlanan acaba kaç kişi var. Şüphesiz çok az. Onlar da genelde kendi kültürüne yabancılaşmış, batı kültürüne hayran, batı kültürü karşısında ağzı bir karış açık, doğuyu da batıyı da doğru dürüst anlayıp kavrayamamış; yazdıklarıyla oryantalizme ve batının kötü amaçlarına alet olmaktan başka bir işe yaramayan kimselerdir.

Oryantalizmle ilgili çalışmalara, batıda hükümetler, kiliseler, üniversiteler, ticari kuruluşlar, coğrafya dernekleri, vakıflar, fonlar ve daha pek çok kurum ve kuruluş akıl almaz ölçüde maddi ve manevi destekler sağlamalarına rağmen, yine de yetersiz görüp, halktan, sade vatandaştan da destek talebinde bulunuyorlar.

Lord Curzon, 1910'lu yıllarda Londra'da verdiği bir konferansta, doğu etütlerinin entelektüel bir lüks olmadığını belirterek, Londra şehrinde oturan bütün İngiliz vatandaşlarını bu çalışmalara mali veya başka bir şekilde katkıda bulunmaya çağırıyor. Çünkü bu araştırma ve incelemeler, az bir emek ve masrafla altından kalkılabilecek işler değil.

 
alt_banner