ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

Müslümanları dinsizleştirmek için herşeyi yaptılar

- Peki üstad! Bu oryantalistler doğuluları ve Müslümanları nasıl görüyorlar, çok mu yanlış tanıtıyorlar?

- Belirttiğim gibi doğu ve doğulular hakkında peşin hükümlü, düşmanca bir tanımlamaları var. Oryantalistler tarafından yazılmış eserlere bakarsanız açıkça görürsünüz.

Ama bir fikir vermesi bakımından birkaçını saymak gerekirse; oryantalistlerin gözünde doğulular genelde; kafir, zındık, yabani, tembel, uyuşuk, pasif, hissiz, sıkıcı, çekilmez, katlanılmaz, akılsız, mantıksız, yalancı, hain, korkak, aciz, zayıf, geri kafalı, dalkavuk, entrikacı, hilebaz, kurnaz, çocuksu, saf, aptal, ilgisiz, intikamcı, kavgacı, acımasız, barış duygusu olmayan, zamana değer vermeyen, yağmacı, hırsız, kibirli, bencil, kuşkucu, kindar, menfaatçi, ilkel, kişiliksiz, karaktersiz, ahlaksız, adi, bayağı, sefil, suskun, tepkisiz, aç, yeteneksiz, güvenilmez, her şeye ve herkese düşman, kafaları karışık, düşünce sistemi düzensiz ve dağınık, bilim ve tekniğe yabancı, enerji ve inisiyatif yoksunu, çekip çevrilebilir, sanayi, ticaret ve ekonomiden anlamaz, aşağı ırktan, gerçekleri görüp dile getiremez, üstün değerleri öğrenemez ve kabul etmez, özgürlük bilinci oluşmadığı için köle olarak kalmaları ve köle muamelesi görmeleri, hastalıklarla savaşıldığı gibi savaşılmaları, hep cezalandırılmaları, tedip edilmeleri, itilip kakılmaları, öldürülüp yok edilmeleri, batılılar tarafından eğitilmeleri, eritilmeleri, tehlike olmaktan çıkarılmaları, batıya benzetilmeleri, sınırlandırılıp yönetilmeleri gereken, kendi kendilerini düzeltmeye, kendi yollarını izlemeye hakları olmayan yaratıklardır.

Yine oryantalistler tarafından batılılar ise; erdemli, faziletli, akıllı, mantıklı, bilgili, güçlü, kuvvetli, kabiliyetli, objektif, pozitif, normal, üstün değerlere ve üstün kültüre sahip, üstün ırktan gelen, büyük dünya gerçeğini tanıyarak ona yeni bir şekil vermiş, doğuyu gütmesi ve yönetmesi gereken insanlar olarak tanımlanmakta ve tasvir edilmektedirler.

Olumsuz örnekleri alıp toplumun tamamına genelliyorlar

- Aman üstadım, bunlar ne kadar yanlış, haksız, düşmanca, insanlık dışı ve peşin hükümlü tanımlamalar! Bizim medeni bildiğimiz, üstelik bir de ilim adamı sıfatı taşıyan batılılar, nasıl oluyor da bir bölgenin, bir medeniyetin bütün insanlarını böyle toptan karalayabiliyorlar, aşağılayabiliyorlar? İnanılır gibi değil! Bu genel tanımlamalara, yargılara acaba neye dayanarak, nasıl ulaşmışlar?

- Tabii öncelikle kendi ön yargılı, kötü niyetli kişisel gözlemlerini kullanıyorlar. Bir toplumun içinde her karakterde, her türden insan bulunabilir. Oryantalistler ise hep olumsuz örnekleri alıp, toplumun tamamına genelliyorlar. Yüzbinlerce oryantalist, tüm doğuyu karış karış dolaşıp gözlemler yapmışlar. Asırlar boyunca doğuluların içine karışarak, sosyal, ekonomik, siyasi ve dini hayata nüfuz etmişler, onlarla beraber yaşamışlar.

Her kılığa girmişler. Hangi çevrede, hangi ortamda bulunuyorlarsa kolayca uyum sağlayıp, onlardan görünmüşler. Tekkelerde, tarikatlarda, medreselerde, camilerde dindar Müslüman rolü oynadıklarını, Müslümanlardan başkasının girmesi haram olan Mekke ve Medine'ye bile hac ve umre için gittiklerini, haber kaynağı gözüyle baktıkları Müslümanlara ve İslama hainlik etmekten, kötülükten, onları kandırmaktan hiç rahatsızlık duymadıklarını yine kendi kitaplarından öğreniyoruz.

Asırlarca batı, oryantalistler aracılığıyla doğu sahnesinde hep gözlemleyen, seyreden, yargılayan, inceleyen, değerlendiren, doğu ise hep gözlemlenen, yargılanan, tasvir edilip, tanımlanan, batıya takdim edilip, tanıtılan konumunda olmuş. Maalesef doğu hep küçümsenmiş, aşağılanmış, küçük düşürülmüş.

Kendisi hakkında yapılan tetkik ve incelemelerde doğu hiçbir zaman işin içinde olamamış, sadece oryantalistler tarafından temsil edilmiş, kendisini gerçek kimliğiyle tanıtamamış, takdim edememiş, "Hayır bunlar doğru değildir, iftiradır, yalandır, yanlıştır, maksatlıdır, münferit gözlemlerinizi genelleyerek beni olduğumdan farklı tanıtamazsınız, beni görmek istediğiniz gibi gösteremezsiniz, ben hiç de sizin göstermek istediğiniz gibi değilim, benim çok üstün bir kültürüm, dünyada pek az topluma nasip olabilecek üstün niteliklerim, faziletlerim, özelliklerim var, onlar da şunlar, şunlar, şunlardır." diye kendisini ortaya koyamamıştır.

Doğululardan, batılı oryantalistler onları nasıl görüyor ve gösteriyorlarsa, onların da kendilerini öyle görüp, öyle kabul etmeleri istenmiştir. Oryantalistler, doğu toplumları içinden de kendileri hesabına çalışan, oryantalizmin dogmalarını lokal çevrelerine yayan, kendi toplumlarını karalayan, kötüleyen, onlara oryantalistlerin gözüyle, iğrenerek, tiksinerek yukarıdan bakan, ülkelerinin insanlarını batının arzu ettiği yönde biçimlendirmekle görevli yerli işbirlikçiler, muhbirler, dostlar bulmakta da hiç zorlanmamışlardır.

Tabii eğer yazar doğulu ise, kendi toplumu hakkında ileri süreceği utanılacak iddialar, ne kadar basit, mantıksız, anlamsız, gerçeklerden uzak olursa olsun, oryantalistler tarafından dört elle sarılmaya, oryantalist söylem içinde kullanılmaya muhakkak ki daha uygun bir özellik taşıyacaktır. Oryantalistlere göre, Müslümanın iyisi oryantalistin muhbiridir.

Ancak kendi aralarında, gizliden gizliye, sonuçta o da teşekkür bile edilmeye değmeyecek anti Siyonist bir zındıktır. Oryantalistler, Müslümanlardan dostları bulunduğunu devamlı etrafa duyurarak, gururlanırlar. Ama bunlar asla gerçek dostlar değil, sadece işe yarayacak şekilde kendilerine yardımcı olan, faydalı dostlardır.

 
alt_banner