ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

Zekat dağıtmak için Ramazan-ı beklemeyin

Zekat diye ayırdıkları ve verirken cimrilikten ellerinin titrediği üç kuruşu da o kadar bölüp parçalıyorlar ki, verdikleri zekat hiç kimsenin bir işine yaramıyor. Zekat verirken, "Ben bu parayla kimin ne ihtiyacını görebilirim, kimi iş ve meslek sahibi yapabilirim, kimin hangi derdine deva olabilirim?" diye düşünmek lazım.

Ne meslek sahibi insanlar var; başlarına bir iş gelmiş, işleri güçleri bozulmuş, çoluk çocuğu ile mağdur duruma düşmüşler. İşte bu gibilerin imdadına koşup, onları tekrar iş güç sahibi yapmak, onların da bir dahaki seneye tekrar zekat verecek duruma gelmelerine çalışmak ne güzel olur. İş bilene yardım edin iş kursun, bilemeyene öğretin, yol gösterin, maddi ve manevi destek olun ki, onlar da insanlara yük olmaktan kurtulsunlar, kendi geçimlerini kendileri sağlayabilsinler, üretken ve faydalı duruma gelebilsinler.

Yoksa zekatı da sadakai fıtır gibi verirsen adam, bir iki öğün karnını doyurur, sonra ne olacak. Ha bir de zekat dağıtmak için bazıları illa da Ramazan ayını bekliyor. Sanki insanlar Ramazan ayının dışında acıkmıyorlar, muhtaç duruma düşmüyorlar, hasta olmuyorlar, dul ve yetim kalmıyorlar, işlerini kaybetmiyorlar.

Aslında beni niye konuşturup duruyorsunuz ki; siz para kazanmayı da, paranın harcanması gereken yerleri, toplumunuzun bugünkü ve gelecekteki ihtiyaçlarını da benden daha iyi bilen kimselersiniz. Tek başınıza altından kalkamayacağınız, güç yetiremeyeceğiniz işleri, güçlerinizi, imkanlarınızı birleştirerek yapın. Haram yoldan kazanılan mal ve servet insana büyük bir vebal olduğu gibi, helal yoldan kazanılan maldan da hesaba çekileceğiz.

Allah verdiği nimetin şükrünü eda edip etmediğimizi, harcamamız , infak etmemiz gereken yerlere harcayıp harcamadığımızı, bize emanet olarak verilen bu nimeti en iyi şekilde kullanıp kullanmadığımızı bizden soracak. Müslüman her işinde Allah'ın rızasını aramalı, her yaptığı şeyi bir ibadet duygusu içinde yapmalıdır. Bu duygu ve düşünce içerisinde yaparsa, çoluk çocuğuyla ilgilenmesi, onlarla gülüp oynaması, şakalaşıp gönüllerini hoş etmesi bile Allah'ın rızasını kazanmasına vesile olur.

Hatta Allah, başka hiçbir ibadete vermeyeceği sevabı ona bu yüzden verir, başka bir şekilde bağışlamayacağı günahlarını bu yüzden bağışlar. Müslüman, para, pul, mevki, makam, servet sahibi olurken, ekonomik faaliyetlerde bulunurken de ibadet niyetiyle hareket ederse, yani insanlara caka satmak, üstünlük taslamak gayesiyle değil de; "Müslümanların çarşısı pazarı, ekonomik faaliyet alanları, gayri Müslimlerin, İslam ve Müslüman düşmanlarının egemenliği altında olmasın, düşmanlarımızı bu alanlardan çıkarıp atalım, buralarda yalnız Müslümanlar hakim olsun, Müslüman kardeşlerimize onurlu bir şekilde geçimlerini sağlayabilecekleri iş, aş ve meslek imkanları sağlayalım, merde namerde kimseye muhtaç olmasınlar!" gibi düşüncelerle ticari ve sınai faaliyetlerde bulunur, iş yerleri, fabrikalar, müesseseler kurarsa; şüpheniz olmasın ki, Allah yolunda gerçek bir cihad ile cihad etmiş ve Allah'ın rızasına çok uygun bir iş yapmış olur, onun bu yolla kazanacağı ecir ve sevabı hiç kimse başka bir ibadetle kazanamaz.

Hele bir de yerli yerinde harcamasını bilir, o yoldan da Allah'ın rızasını kazanabilirse, dünya ve ahıretin bütün hayırlarına, izzet, şeref ve mutluluklarına erebilir. İşte gerçekten gıpta edilmeye, özenilmeye değer insanlar bunlardır! Öbür taraftan kazanırken ve harcarken Allah'ın rızasını gözetmeyenlerin kazançları da harcamaları da onları yükseltmez alçaltır, yerin dibine batırır, dünya ve ahırette onları kurtarmaz, aksine başlarına türlü belalar getirir, iki cihanın bedbahtı olmalarına sebep olur.

Allah'ın cömertliğine, lütuf ve keremlerine, inam ve ihsanlarına ölçü ve sınır yoktur. Akıllı Müslüman Allah'tan yalnız dünyayı veya yalnız ahıreti değil, ikisini birden ister.

Nihayet kokteyl bitip, davetlilerin her biri bir tarafa savuştu. Günün yorgunluğu ve uyku ihtiyacı, çoğu misafirleri odalarına çekip götürmesine rağmen, ikisi Türk heyetinden beş altı kişilik bir grup gecenin geç bir saatinde otelin lobisinde oturmuş, insan vücudunun tabii sınırlarını zorlarcasına uykuya ve yorgunluğa direnmeye çalışıyorlar, bir yandan çaylarını, kahvelerini yudumlarken, bir yandan da kendi aralarında bu olağanüstü günün muhasebesini yapıyorlardı:

- Şu işe bak birader! Ben bu toplantıya hiçbir entelektüel tatmin beklemeden, benim düşünce ve fikir yapıma hiçbir katkısı olacağına inanmadan, iş olsun, bir değişiklik olsun diye katılmıştım. Böyle sıradan bir toplantıda, hiçbir titri ve unvanı olmayan, kimsenin tanıyıp bilmediği bir kimseden, hayatımı değiştirecek, bana yeni bir yön verecek, ufkumu açacak şeyler duyacağımı rüyamda görsem hayra yormazdım. Siz de Türk heyetindensiniz, herhalde iyi tanırsınız, nasıl bir adam bu Ali Yakup Hoca?

- Bizim Anadolu'da bir tabir vardır. "Kepenek altında er yatar!" derler. İşte Ali Yakup Hoca da öyle bir erdir. O hayatını kimseye boyun eğmeden, müdara etmeden, doğru bildiğinden
şaşmadan, yiğitçe ve merdane yaşadı. İlmini rızık vesilesi yapmadı, kendi elinin emeği ile geçindi.

Çok nazik ve duygulu bir insandır, ama hak bildiğini söylerken hatır gönül gözetmez, nerede ve kimin huzurunda olursa olsun açık açık söyler. Hiç kimseden en ufak bir pervası, hiç kimseye de en küçük bir minnet borcu yoktur. Eğitim öğretime çok önem verir, bunun önemini herkese de anlatmaya çalışır.

- Evet, geçenlerde başından geçen bir olayla eğitimin önemini bize de o kadar güzel anlattı ki, şimdiye kadar kimsenin bu kadar etkileyici ve güzel anlattığına şahit olmadım.

 
alt_banner