Hakikat ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

'CEMAAT RAHMET AYRILIK AZAPTIR'

"Kim ayrılık yaparsa, bizden değildir."(Hds.; Taberânî)

***

Birşeyin değeri, daha çok o şeyin yokluğunda anlaşılmaktadır. Sağlığın kıymetini, hastalık zamanlarında; genç­li­ğin kıymetini, ihtiyarlık anında; boşa harcadığımız zamanların kıymetini, çok önemli bir işimizi yapmak için zaman bu­la­madığımızda; zenginliğin kıymetini, fakirliğe düştü­ğü­müz­de daha iyi anlarız. Allah Resulü de, bir hadislerinde ay­nı hususlarda bizleri uyarmıştır.

Bütün bu hususlarda olduğu gibi, birlik-beraberliğin, huzur ve kardeşliğin kıymetini de; ayrılığın, fitne fesadın, kin ve nefretin, kısır çekişmelerin toplumumuzu altüst edip huzur ve güvenin yok olduğu zamanlarda daha ziyade an­la­rız.

Kur'an; her konuda olduğu gibi bu konuda da on beş a­sır evvel mu'cize beyanıyla tesbit ve çözümü ortaya koymuştur. Bir ayette mealen şöyle buyurulmaktadır:

"Topluca, Allah'ın ipine sarılın; ayrılmayın(tefrikaya düş­­meyin.) Ve Allah'ın üzerinizdeki nimetini düşünün. Ha­ni siz düşman idiniz de O, kalplerinizin arasını uzlaş­tırdı ve O'­nun nimeti sayesinde kardeş oldunuz. Siz, bir ateş uçurumunun tam kenarında iken sizi oradan O kurtardı. Doğru yo­la erişesiniz diye işte Allah, ayetlerini size böylece açıklar. " (Âl-i Imran Sûresi, 103)

Muhammed b. Ishak'ın Sîret'inde belirttiğine göre; bu a­yet Evs ve Hazrec Kabilesi hakkında nâzil olmuştur: Yahu­di­lerden birisi, bu iki kabileden birlik ve beraberlik içinde bulunan bir topluluğa rastlar. Onların ittifakı Yahudinin ca­­nını sıkar. Adamlarından birisini, "Buas" günündeki harp­­le­ri­ni hatırlatmak ve fitne çıkarmak göreviyle aralarına gönderir. Adam, görevini yapar ve birlik içindeki bu toplulu­ğun arasına geçmişteki kavgaların sebeplerini hatırlatarak hamiyet(ırkçılık) fitnesini sokar. Öyle ki; birbirleri­ne kızmaya, bağırıp çağırmaya, silahlarını istemeye başlarlar. "Har­re" denen yerde karşılaşmaya karar verirler. Du­rum, Pey­gamber Efendimize bildirince; Allah Resulü, he­men yanla­rı­na gider ve; "Ben aranızda iken yine mi cahiliyet da­vası?!" di­ye­rek onları uyarır ve nazil olan mezkur ayeti okur. Onlar da yaptıklarına pişman olur, silahlarını atıp bir­birlerine sa­rı­larak barışırlar.

Bu husustaki ayetin sebeb-i nüzûlünün hususi olması, hükmünün umumi olmasına mani değildir. Yani bu ayet, bü­­tün zamanlarda benzeri meselelere ışık tutmaya devam edecektir.

Bugün de; Evs ve Hazrec kabilelerinde olduğu gibi farklı etnik grublara, farklı mezheplere mensup oldukları hal­de yıllardır birlikte yaşayan insanlarımızın arasına birtakım şer güçler fitne-fesat sokarak kardeşi kardeşe kırdırmak is­te­yeceklerdir ve bunu da zaman zaman denemektedirler. An­cak, Allah'a ve Resulüne bağlılığın günbegün kökleştiği top­lumumuzda bu gibi tertipler/tezgahlar(provakasyonlar) ba­şarılı olamamaktadır. Düşmanlık ve kavga şöyle dursun; insanlarımız, olaylar karşısında birbirlerini daha iyi an­la­ma­­nın ve daha da kardeş olmanın gayretine düşmüştür...

Rahmet Peygamberi(s.a.v.); "Cemaat rahmet, ayrılık azaptır," buyuruyor. Tarih boyu birtakım sun'î ayrılıkların elim a­za­­bını tatmış bir millet olarak bir daha aynı oyunlara gel­me­mekte kararlıyız. Islam'ın büyük şairi merhum M. Akif Ersoy'un haykırışı ne kadar da anlamlıdır!:

"Girmeden tefrika bir millete, düşman giremez;

Toplu vurdukça yürekler, onu top sindiremez!"

Birlik ve beraberlik elbette kendiliğinden oluşamaz. Bu hu­susta devletimize, eğitim kurumlarımıza, gönüllü kuruluşlarımıza ve basın-yayına(medya) büyük görevler düş­mek­tedir.

Ancak bu hususta, tarihte olduğu gibi günümüzde de merkezî-manevî otoritelerin saygınlığı ve hizmetleri her şe­yin üstündedir. Abdülkadir Geylani'nin, Şah-ı Nakşi­ben­di'­nin, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş-ı Veli, Hacı Bayram-ı Veli, Mev­lana ve Yunus Emre'lerin; Peygamber vârisi olarak saç­tıkları birlik, barış ve sevgi tohumlarını günümüzde yeşertmekte olan gerçek Allah dostlarının mesajını gönüllere ta­şı­­mayı en kestirme çözüm olarak görüyorum. Çünkü on­lar; 'yüreklerin toplu vurmaları için' insanların kalplerini kin, nefret, gurur, kibir, hased gibi -sosyal hayata yansıdığı za­man- birliği bozacak ve insanları kavgaya sürükleyecek ma­nevi hastalıklardan arındıran gerçek eğitimciler(mür­şit­ler)­dir. Çünkü onlar, -bütün mü'minlerin yegane ittifak noktaları olan- Allah'a ve Resulüne itaatin ve olaylar kar­şı­sın­da sabır ve sebatın örnek temsilcileridirler.

Yazımızı, tam da bu noktada bizlere ışık tutacak bir ayet-i celile mealiyle noktalayalım:

"Allah'a ve Resulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Yok­sa korkuya kapılırsınız ve devletiniz(kuvvetiniz) gider. Sab­redin; çünkü Allah, sabredenlerle beraberdir."(el-Enfal, 46 )
 
alt_banner