Hakikat ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

HOŞGÖRÜ DERKEN
/ IV /

"Elif okuduk ötürü / Pazar eyledik götürü

Yaratılanı hoş gördük / Yaratan'dan ötürü." (Yunus Emre)

***

Yaratılmışı hoş görmek, Yaratan'a bağlılığın bir tezahü­rü­dür. O'na teslimiyetiniz ve bağlılığınız nisbetinde mah­lu­kata ve insanlara rahmet, şefkat ve hoşgörü nazarıyla bakabilirsiniz. Hoşgörüye en büyük engel, nefse ve benliğe esa­rettir. Egosuna köle olmuş insanlar, toplumda daima marji­nal yaşamaya mahkumdurlar. Bu tip hasta ruhlu kimse­le­rin, çevresine verebilecekleri hiçbir değeri kalmadığı gibi, sürekli huzursuzluk odağı olmaları da söz konusudur.

Hoşgörü; bir olgunluğun, sabrın, nezaketin ve faziletin neticesidir. Insanları kendi yararına ve Hak hesabına kaza­na­bilmenin yolu hoşgörüden geçer.

Allah ve Resulü'ne bağlılığı şiar edinmiş atalarımız, ger­çek fetihlerini hoşgörüyle yapmışlardır. Onlar, hiçbir za­man işgal kuvvetleri olmamışlar; kılıçlarını dahi gönülleri fethetmek için kullanmışlardır. Evet, kılıçlarını, bir tabibin elindeki neşter edasıyla kullanmışlardır; kâtilin elindeki satır gibi değil...Çünkü müşerref oldukları Islam inanç ve terbiyesi öyle gerektiriyordu.

"Padişahıyla, halkıyla bütün Türkler; -her mevzuda olduğu gi­bi- ferdi hataları bağışlama, gayr-i Müslimleri inançlarıyla baş­başa bırakıp onlara karşı müsamahakar davranma âlicenaplığını da Islamiyet'e borçludurlar. Zaten, Islamiyet'in, hiçbir dine nasip olmayan büyük bir süratle yayılmasının ve birbiri üstüne göz ka­maştırıcı zaferler kazanmasının en mühim amillerinden birini; bu yüce dinin, diğer bütün dinlerden daha müsamahakar ve alicenap oluşunda aramak lazımdır. Bu sebepledir ki; bazı Hıris­ti­yanlar, di­­ni müsamahanın ne demek olduğunu Müslümanlardan öğrenmiş olmalarını 'çok elem verici' bulurlar." [Bammat(Haydar), Isla­mi­yet'in Manevi ve Kültürel Değerleri, Terc.: Bahadır Dülger, s.48]

Osmanlı idaresi altındaki Yahudi, Hıristiyan ve diğer inanç ve ırktaki insanlara hiçbir baskı yapılmadığı gibi, koruma ve destek altında asırlarca huzur içinde yaşadıklarına tarih şahittir. Batılı bir yazar, bu konuyu şöyle örneklendiriyor:

"Fatih bir millet olan Türkler; idareleri altındaki çeşitli milletleri Türkleştirmeye çalışmamış, onların din ve âdetlerine saygı gös­ter­mişlerdir. Romanya için, Rus veya Avusturya idaresi yerine Türk idaresi altında yaşamak bir talih eseri olmuştur. Zira aksi tak­dirde bugün Romen milleti diye bir millet olmayacaktı." (Prof. Ahmed Cevad; Yabancılara Göre Eski Türkler, s.79)

Bağnaz Hıristiyanların, Endülüs'te Müslüman ve Yahu­di­le­­re yaptığı katliam, bir ibret levhası olarak tarihe geç­miş­tir. Ispanya'daki bu haçlı zulmünden kaçan Yahudileri; ge­mi­ler göndererek taşıyıp Yunanistan ve Istanbul'a yerleş­ti­ren yine Osmanlı ecdadımız olmuştur.

Fatih'in, Istanbul'u fethettiği zamanki hoşgörü ve adaletine karşılık hemen yarım asır sonra dünyanın başka bir böl­gesinde vahşi Batı'nın yaptıklarını hafızalardan silmek mümkün mü?..

"Fatih'in Istanbul'u almasından yarım asır sonra Bourbon baş­kumandanının çeteleri, Roma'ya hücum ederek ele geçirmişlerdi. Bu barbarlar, esirlerin tırnaklarını sökmüş, ağızlarına erimiş kur­­şun dökmüşlerdir. Sımsıkı bağlanmış baba ve kocalarının ö­nünde kadınları katletmişler, bütün mabedlere tecavüz etmişlerdir. Bu hay­vanca vahşet, bir-iki gün değil, hiç kesilmeden aylarca sürmüş­tür." (a.g.e., s.79)

Fıtri değerlerini muhafaza edip geliştiren milletlerle, bu değerlerini dumura uğratan veya kaybeden topluluklar ara­sındaki farkı görmek için, maziye ibret nazarlarıyla bakmak yeterlidir. Batı'nın, kendinden olmayanlara karşı in­sanlık dışı vahşeti o dereceye ulaşmıştır ki; zaman zaman gayr-i Müslim de olsa bazılarını kahretmiştir!.. Leon Gotiye (Gau­tier), bunlardan birisidir. Diyor ki:

"Muzaffer olarak girdikleri Kudüs'te, ilk haçlıların işledikleri cinayetleri düşündükçe içim bunalıyor ve kalbim isyan ediyor. Bi­zim Fransızlar'ın, Antalya surları dibinde, Hıristiyan olmayanların korkunç gülleler haline getirdikleri başlarını düşünmeye tahammül edemiyor ve Hıristiyanların mağlup Arabları vaftiz e­dil­mek ya­hut başları kesilmek gibi korkunç bir tercih karşısında bıraktıklarını eski şiirlerde okudukça, itiraf edeyim, iliklerime ka­dar ürpe­ri­yorum." (a.g.e., s.79, 152)

Bugün dahi dünyada devam eden olayların tahlilini iyice yaptığımızda; tarihi kine ve kana bulamış aynı zihniyetin de­­­vam ettiğini görüyoruz. Islam'ın özünü, nefsi engellerden dolayı içine iyice sindirememiş kimi marjinal grupların menfi davranışlarını dışta tutarsak; Müslümanların bütün insanlığı -hatta mahlukatı- kuşatan sevgi ve hoşgörüsüne kar­­şılık; kendisi gibi inanmayan ve düşünmeyenlere hayat hak­kı bile tanımayan bir zihniyetin acı tablosuyla karşı kar­şı­ya­yız.

Dünyamızdaki bu olumsuz tabloyu, olumlu olanla de­ğiş­tir­mek; yaratılmışı Yaratan'dan dolayı hoşgören mu­hab­bet fedailerinin örnek gayretleriyle mümkün olacaktır.
 
alt_banner