Hakikat ust_banner

sol_blok

Ana sayfa
 
KURAN-I KERİM

HADİSLER
İNCELEME - ARAŞTIRMA
GÜNDEM YAZILAR
BAŞKA HAKİKATLER
EKÜMENİK KUTSAL KİTAP
<< Tamamını Oku >>

Apokrif Kitaplar

Kitab-ı Mukaddes
 
Linkler
İletişim

"(Resûlüm) de ki:
Ey Ehl-i Kitap!
(Yahudi ve Hıristiyanlar!) Sizinle bizim aramızda müşterek olan bir söze geliniz: Allah'tan başkasına tapmayalım; O'na hiçbir şeyi eş tutmayalım ve Allah'ı bırakıp da kimimiz kimimizi ilahlaştırmasın. Eğer onlar, yine yüz çevirirlerse, işte o zaman; 'Şahit olunuz ki, biz Müslümanlarız' deyiniz."

(Âl-i İmran S., 64)

İDARE EDENLER ve EDİLENLER

Bir millet için, devletsiz ya da başka devletlerin hükümranlığı altında yaşamaktan daha kötü ne olabilir? Bir millet düşünün ki; inandığı değerleri ve geleneklerini rahatça ve organize bir tarzda yaşayamıyor ve yaşatamıyor; böyle bir mil­let, sahip olduğu değerlerini kaybetmek ve asimile ol­mak tehlikesiyle daima karşıkarşıyadır.

O bakımdan Sevgili Peygamberimiz, Islam'ın inanç, iba­det ve ahlak esaslarını tebliğ edip müşrik bir idarenin zul­mü altında yaşama ve yaşatma mücadelesi vermenin yanında, devlet ve hakim güç olarak da yaşamayı hedeflemiş ve bunu başarmıştır.

Malumunuz O(s.a.v.), devlet başkanı ve ordu kumanda­nı bir peygamberdir. O(s.a.v.), insanların Islam ahlak ve fa­zi­leti içerisinde en adil nasıl idare edilebileceğinin ve ina­nanlar ordusunun, yeryüzündeki zulmü kaldırmak ve hakkı hakim kılmak hususunda nasıl bir fonksiyon icra edebileceğinin en güzel örneğini göstermiştir. Binaenaleyh; Allah Resulü, en büyük, en dürüst siyasetçidir.

Kıyamete kadar, insanların idaresine talib olanlar, Aley­his­selatü Vesselam Efendimizi siyaset hususunda önder ve rehber ittihaz etmekle en büyük isabeti kaydetmiş olacaklardır: "Şüphesiz Resulüllah, sizin için; Allah'a ve ahiret gü­nü­ne kavuşmayı umanlar ve Allah'ı çok zikredenler için gü­zel bir örnektir." (el-Ahzap, 21)

Demek ki; Cenab-ı Hakk'ın rızasına ve O'nun ahirette has kulları için hazırladığı nimetlerine kavuşmayı ümid e­denler ve bir de, Allah'ın adını dilinden düşürmeyenlerin her işlerinde örnekleri mutlaka Resulüllah'tır. Bazı iş­le­rin­de Allah Resulünü örnek kabul ederken, diğer bazı işle­rin­de dünyevi çıkarlar ve makam-mansıp sevdasına kapılıp O'­nu hatırlarına bile getirmeyenler; din istismarcıları ve iki­yüzlülerden başkası değildir.

Kur'an'ın mesajının odaklaştığı esas olan " Allah'a ve Re­su­lüne itaat " gerçeği; itikadî, amelî, ahlakî; ferdî, ailevî ve ictimaî bütün hayatımız için aynı derecede geçerli ve ö­nem­lidir. Bu meyanda, inanmış bir toplumun her ferdi, içinde bulunduğu konum itibariyle sorumluluk taşımaktadır.

Sorumluluk açısından insanları, "Idare edenler ve Idare edi­len­ler" şeklinde sınıflamak mümkündür. Bir memleketin re­fah ve huzuru; o memleketteki idare edenler ve edilenle­rin, Allah ve Resulüne itaat ölçüleri içerisinde karşılıklı so­rumluluklarını yerine getirmelerine bağlıdır. Bütün idareciler ve idareye heveslenenler, Allah Resulünün şu uyarısını kulaklarına küpe yapmalıdırlar:

"Allah'ın, bir halk topluluğunu güdüp idare etmek vazifesi yük­lediği her bir kul; öleceği gün, idare ettiği halkı aldatıp zulmetmiş olarak ölürse, şüphesiz Allah ona cennetin kokusunu haram kılmıştır." (Müslim)

Kimlerdir, idare edenler? Sadece siyasi/politik otorite­ler mi? Elbette değil. Islam, idari sorumluluğu o kadar ge­niş­letip yaygınlaştırmaktadır ki; hiçbir fert bu sorumlulu­ğun dışında kalmaz. Bakınız, Sevgili Peygamberimiz; çok meş­hur bir hadislerinde bu hususu nasıl da kapsamlı ve e­saslı bir şekilde ifade buyuruyorlar:

"Hepiniz, çobansınız ve hepiniz, raiyyetinizden(güttüklerinizden) mesulsünüz. Devlet başkanı, bir güdücüdür ve raiyyetinden so­rumludur. Erkek, ev halkı üzerinde bir güdücüdür ve güttükle­rinden sorumludur. Çocuk, babasının malının güdücüsüdür ve güt­tüklerinden sorumludur. Kadın, kocasının evi ve çocukları üze­rinde bir güdücüdür ve o da güttüklerinden sorumludur. Köle, efendisinin malının güdücüsüdür ve güttüklerinden sorumludur. Dikkat edin! Haberiniz olsun ki; her biriniz çobansınız ve güttükle­ri­nizden sorumlusunuzdur." (Buhari, Müslim)

Bu sorumluluk anlayışıdır ki; halktan birinin itirazı üze­rine hutbede sırtındaki gömleğin hesabını veren ve Dicle kenarında bir kurdun saldırısına uğrayan koyunun sorumluluğundan titreyen ve adalet ve şecaatıyla kainatı titreten Hz.Ömer 'i gündeme getirmiştir.

Aynı sorumluluk anlayışıdır ki; özel görüşmelerinde dev­lete ait mumu söndürüp kendi mumunu kullanan devlet başkanı Ömer b. Abdülaziz 'i hakkaniyetin silinmez mümessili yapmıştır.

O ne anlayıştır ki; Mescid-i Aksa, Yahudi zulmü altınday­ken Selahaddin-i Eyyubi 'ye gülmeyi/gülümsemeyi yasakla­mıştır! Tarihe sahip çıkmanın böylesi görülmüş müdür?

O anlayış ve sorumluluktur ki; altı asır cihana adaletle hük­meden ve -Müslim, gayr-i Müslim- tebaası olan bütün mil­­letleri huzur ve barış içinde yaşatan Osmanlı Devleti 'ni do­ğurmuştur.

O anlayış ve sorumluluk ruhunu kaybetmenin, yok et­me­­nin neticesidir ki; buhranlar, bunalımlar ve kahredici çö­­küntüler meydana gelmiştir. Ve nebevi ihtar:

"Kim, bir toplumda kendisinden daha ehil olanını bulduğu halde bir adama bir görev yüklerse; o, Allah'a, Resulüne ve bütün mü'­minlere hainlik yapmış olur." (Hâkim; Sahih)

Yine Sevgili Peygamberimiz; "Emanet kaybolduğunda kıya­meti bekleyiniz," buyurunca sahabi; "Ey Allah'ın Resulü; ema­ne­tin kaybolması nedir?" dedi. Bunun üzerine Allah'ın Resu­lü; "Iş, ehil olmayana verildiğinde kıyameti bekleyiniz!" (Bu­ha­ri) bu­yur­dular.

Nedir bu kıyamet?..Siyasî, ekonomik, ahlakî, ailevî ve sos­yal kıyamet!..Ehil olmayanların ellerinde şekillenen bir memleketin ve bütün bir dünyanın beklenen sonu!..

Lakin ümitvarız; Cenab-ı Hak, kurtarıcı elini tekrar na­sib edecektir. Yeter ki bizler, hak etmiş olalım...
 
alt_banner